
Bir seneye yakın bir süredir yazdıklarım yüzünden birçok kişinin nefretini, birçoğunun da sempatisini kazandım. Sebep olduğum zaman zaman yükselen tansiyon blogun şöhretini arttırırken hakaret ve nefreti de arttırdı. Tarafsızlık çok acayip bir olgu, en doğru olanı oymuş gibi görünmesine rağmen insanlar taraflılığın cazibesine kapılıyor çok kez. Sonuçta taraftarlık bu, adı üstünde. Ben de bu kolay yolu seçtim blogumda.
Frank Rijkaard'ı savunurken ben, şöyle bir yorum gelmişti: "Herkese ne kadar vuruluyorsa O'na da o kadar vurulacak. Kimseye torpil yok. Rijkaard Galatasaray'da olduğu için savunuyorsunuz kendisini, diğer hocaları da savunmayınca pek samimi olmuyorsunuz." Ben profesyonel bir futbol yorumcusu değilim, takımına aşık bir aptalım sadece. Galatasaray'a ne zaman saldırılsa, can havliyle savunmaya çalışıyorum takımımı. Sorun da burada belki de, insanlar benden Uğur Meleke olmamı bekliyor bazen.
"Fenerbahçe'ye sallama" ithamlarına gelirsek, ben kesinlikle Fenerbahçe camiasına düşman değilim (Tabii ki başarılı olmaları pek işime gelmez). Gökhan Gönül'ü, Uche'yi, Hooijdonk'u, Carlos'u ya da Oğuz Çetin'i Fenerbahçeli olmalarına rağmen seven birisiyim. Tek derdim benim takımıma saldıranlarla. Eğer bir de bu saldırılar sinsice gelirse, o zaman çıldırıyorum.
Fenerbahçe camiasının Galatasaray'dan nefret ettiği iddiama gelelim. FB camiasının genelinde bu nefretin var olduğu bence son derece aşikar. İstisnalar kaideyi bozmuyor ne var ki, Galatasaray'a da diğer takımlara baktığı gibi bakan yüz binlerce Fenerbahçeli vardır illa ki, ama azınlıktalar. Bu durumun tersi ise Galatasaray camiası için geçerli bence, Fenerbahçe'den ölesiye nefret eden Galatasaraylılar da bizim camiada azınlıkta kalıyor. Bu iddiama istediğiniz yakıştırmayı yapın; kuru iftira, bakar-körlük ya da ezilmişlik. Ama siz de düşünün, etrafınıza bakın, benim gördüğümü göreceksiniz eminim ki. Sonuçta ben kamuoyu yoklaması yapmadım, anketler düzenlemedim, bu iddiam gözlemlerime dayanıyor. Ezeli rakibi UEFA'dan elenince resmi sitesinde "UEFA finali biletleri bizden" mesajı yayınlayan, ezeli rakibinin en büyük başarısına tesadüf yakıştırması yapan, ve "gerçek Fenerli" olmayı Galatasaray'a gol atmaya bağlayan (temcit pilavı gibi oldu bu da, ama gerçek) bir camia Fenerbahçe camiası. Peki Galatasaray'da ne var? Galatasaray'da var olup da genelde kabul edilmeyen şey şu: "Kadıköy korkusu". Her seferinde neredeyse mehter marşları eşliğinde gidip hezimete uğradıktan sonra geliyoruz. Kabul etmemiz gereken, Fenerbahçe'nin evindeki hakimiyeti (ki ben bunu hiç reddetmedim, her ne kadar birçok dış sebebi olduğuna inansam da). Şunu da belirteyim; Rıdvan Dilmen, Ercan Saatçi gibi isimleri sırf Fenerbahçeli olduğundan dolayı bağrına basan Fenerbahçeliler hiç de azımsanacak sayıda değil. Yahu bu adamlar "sarı-kırmızı-bir de sahadaki yeşil eşittir PKK" diyebilecek kadar densiz, "Nerede ha o Neeskens'in not defteri, ha?" diyebilecek kadar fanatik. Hıncal Uluç, Osman Tamburacı ve bilumum fanatik Galatasaraylı yazarları bağrına basabilen kaç tane Galatasaraylı var deseniz, ben on tane gösteremem (Herkesin örnek alınabilecek bir yönü olduğuna inanan birisiyim. Ahmet Çakar, Selçuk Yula, Adnan Aybaba'nın bile örnek alınabilecek bir yönü vardır, kim bilir. Bu yüzden Hıncal Uluç'tan alıntı yaparım bazen).
Buradan vizyon mevzuuna geçelim, ben de dahil çoğumuzun diline doladığı. Galatasaray bu sezon Frank Rijkaard'ı takımın başına getirerek niyetini en başından belli etti: Geleceğini kurtarmak. Zira birçok kişi kabul etmese de Frank Rijkaard şu anki Barcelona'nın mimarlarındandır ve Messi, Ronaldinho gibi yıldızlar kendisinin elinde parlamıştır. Kendisinin yönetiminde ortalığı kasıp kavuran Giovani dos Santos ve Bojan gibi gençlerin şimdi daha kötü performans göstermesi bir rastlantı değildir herhalde. Fenerbahçe'nin hamlesi ise 3 sene üstüste şampiyonluk sözü doğrultusunda Christoph Daum'u göreve getirmek oldu. Şampiyonluk için biçilmiş kaftan olan adam Daum'dur, ama Hıncal Uluç'un da dediği gibi bu hamle Fenerbahçe'nin vizyonunun bir tezahürüdür. Arif olan kişi iki takımdan hangisinin daha büyük vizyona sahip olduğunu anlar. "Önce yerel başarı, sonra Avrupa" mantığı ise büyük bir yalandır; zira hedefini yüksek tutacaksın ki elde ettiklerin daha fazla olsun. Avrupa'yı düşünüp ona göre hareket edersen, yerel lig ayaklarının altına seriliverir.
Galatasaray'ın bu hamlesi ne kadar ümit ve heyecan verici olsa da, büyük fedakarlık istiyordu. Zira Rijkaard'ın Barcelona'da yaşadığı sıkıntılar biliniyordu (Nou Camp'ta Real Madrid'e yenilmek, ilk yarıyı puan tablosunun diplerinde tamamlamak ve Avrupa'dan erken eleniş). Barcelona yönetimi sabrının meyvelerini toplamaya devam ediyor. Biz Galatasaraylılar olarak, Türkiye'de Rijkaard'ın bu yönde çok az destek göreceğini bildiğimiz için ziyadesiyle endişelenmiştik. Nitekim bu endişelerimizin yersiz olmadığını gösterdi Hıncal Uluç ve Rıdvan Dilmen gibi yazarlarımız. Kimisi "evine git" dedi (Frank'in cevabı "umarım evim burası olur" oldu buna), kimisi "B planı yok bu adamın" dedi. Biz blog yazarları olarak olanca gücümüzle ulaşabildiğimiz herkese sabır aşılamaya çalıştık, çalışıyoruz ve çalışacağız da. Her neyse, Galatasaray sezona bomba gibi başladı, oyunu zevk veriyor, yediğinden fazla atıyordu. Bu noktada Skibbe'ye teşekkür etmek boynumuzun borcudur. Lincoln-Arda-Kewell-Baros dörtlüsü özelinde başlattığı pas ve akıl futbolunun temellerini attı Alman hoca, ayrıca takımı da alan savunmasıyla tanıştırdı. Rijkaard'ın işini çok kolaylaştırdı Skibbe, yeniden teşekkürler güzel insan. Sonra, Galatasaray çok doğal olarak puan kaybetti, ve Kadıköy deplasmanında 10 senedir yaşanan senaryoda başrolü paylaştı Fenerbahçe'yle.

Son günlerde eleştiriler çok yoğun şekilde geldi, Hollandalı da çıldırdı son basın toplantısında, "taktik konuşmak isteyen teknik direktörlük kursuna gitsin" diyerek. İşte bu zor günlerimizde TV ekranlarında Rijkaard ve ekibine gereken sabrı gösteren ve bunu telkin eden tek insan olan (en azından benim öyle gördüğüm) Ali Ece'ye sonsuz teşekkür ediyorum tüm Galatasaraylılar adına. Uzun girizgahı da bu yüzden yazdım, Ali Ece'ye teşekkür edişimin sebebi Galatasaray'ı değil, güzel futbolu savunmasıdır. Hani ben Galatasaraylı olduğumdan savunuyor ve korumaya çalışıyorum ya takımımı, Ali Ece gibi aileden Beşiktaşlı birisi de bağıra bağıra Frank Rijkaard'a gereken sabrı göstermemizi söylüyor TV'de. Kendisine yeniden teşekkür ediyorum tüm Galatasaraylılar adına.

Son olarak; evet Galatasaraylı oluşumun Rijkaard'ı bu kadar ateşli savunmamda büyük payı var. Ama benim asıl amaçlarımdan birisi de futbolu güzelleştirmeye çalışanları korumaktır. İki sene önce Fenerbahçeli arkadaşlarıma "ulan hala buradasınız, gidin Zico'yu görün Samandıra'da" demiştim, sezonun fotoğrafı olarak seçtiğim fotoğrafın başrolünde
Roberto Carlos vardı. Keita'yı attırmış olmasına rağmen hiç kızamadığım Carlos'un halen Türkiye'de olması benim için büyük gurur kaynağıdır. Kimseyi inandırmak zorunda değilim aslında, ama çok rahatsız oldum bu ithamlardan. Yine de takdir edersiniz ki radarlarım Galatasaray yönünde daha çok çalışıyor.
Çağrı Erdoğan, Ekim 2009