Marsilya:1 - PSG:0


Domuz gribi salgını yüzünden bu akşama ertelenmişti Fransa'nın en büyük derbilerinden olan bu maç. İki takım taraftarı da birbirlerinden ölesiye nefret eder. Bu akşam sahada iki futbolcu eski takımlarına karşı oynadı: Sakatlanan M'Bia'nın yerine giren Edouard Cisse ve Gabriel Heinze. Heinze 25. dakikada kullanılan frikikte Diawara'nın altında kaldı ve top kafasına çarparak kaleye gitti. Gördüğüm en acayip gollerden birisi oldu bu gol. Maç o dakikaya kadar olaysız ve zevksiz geçiyordu; Laurent Duhamel daha ilk dakikalarda yaşanan küçük çaplı gerginliği yatıştırarak olayların büyümesine izin vermedi. Golden sonra belli bir oyun planı olmayan PSG iyice ümitsizliğe kapıldı. Mevlüt'ün dönüşüyle bu kadar top şişiriyorsa bu takım, Kule Hoarau'nun dönüşüyle ne yapacak merak ediyorum.


Mevlüt çok yanlış kullanılıyor PSG'de; kenardan ortalarla beslenmiyor, hep derinden gelen hava toplarını indirmeye çalışırken neredeyse her takımda bir tane olan kendinden uzun siyahi güçlü stoperlerle uğraşmak zorunda kalıyor ve yeteri kadar deplase olamıyor. Sessegnon, Galatasaray'da Elano'nun oynadığı mevkide oynayınca olumlu bir şey yapamadı, Luyindula'nın ezdiği toplar da bunlara katılınca PSG hak etmediği maçı kaybetti. Marsilya'da Valbuena'nın topla müthiş hızlı ve tehlikeli oluşu sonuç getirmedi, PSG'de Sakho'nun yerinde müdahaleleleri ve defansa önderlik edişi de takdire şayan. Rekor bir bonservisle gidebilir birkaç seneye kadar. Marsilya 22 puanla 4. sıraya yükseldi, PSG 16 puanla 13. sırada. Yarın Lyon Grenoble deplasmanına gidiyor, Bordeaux da Valenciennes'i konuk ediyor kendi sahasında. Lyon-Bordeaux çekişmesine katılan Auxerre'in konuğu ise Monaco; Marsilya yarışı kızıştırdı.
Maçtan iki ayrıntı; Laurent Duhamel'in kardeşi Stephane Duhamel yan hakemlerden birisiydi. Hatem Ben Arfa tribündeydi ayrıca, İngiltere'den talipleri olduğu söyleniyor; muhtemelen gidecektir ara transferde, eğer bu sorunları çözemezse, zira Gerets'le de iyi değildi arası.

Fransa - İrlanda: Henry, Keane ve Platini


İrlanda ilk maçtaki skorla bitirince Stade de France'daki 90 dakikayı, yıllarca konuşulacak bir olayın vuku bulacağından hiçbirimizin haberi yoktu. Henry maçın sonlarına doğru ofsayt olan pozisyonda topu elle düzeltip Gallas'a asist yaptı ve milyonlarca hayranını büyük hayal kırıklığına uğrattı. Arsenal'i, Barcelona'yı ya da Fransa'yı sevmeyen insanların bile takdir ettiği ve sevdiği Henry sonlarına yaklaştığı kariyerine büyük bir leke bıraktı bu hareketiyle şüphesiz. Sonrasında söyledikleri ise daha büyük rezalet, "ben hakem değilim" demesi sıvama bölümü olmuş resmen. Bir özür dile yahu en azından.

Tabii bu skandaldan sonra insanlar Henry'ye tepkilerini sert bir biçimde gösterdi haklı olarak, hatta bazıları Maradona'nın da aynısını yaptığını söyledi, Henry'nin pişmanlığını öne sürerek O'nu savunanlar da oldu. Yaptığının elle tutulacak bir tarafı yoktur (vardır aslında), düpedüz sahtekârlıktır bu ama kimseyi de asmaya gerek yok. Platini'ye sallayanlar var yahu, "istediği oldu, Fransa Dünya Kupası'nda" diyerek. Tamam da, bu adamın kaç senedir istediği olsa, iki hakem daha görev yapsa sahalarda, Fransa gidemeyecekti bu sefer de. Platini çoğu Fransız gibi böbürleniyor bazen ama Henry'nin elle attığı gol yüzünden de asılmaya mahkum değildir. Ben avukatı değilim, beni rahatsız eden şeyi söylüyorum sadece.


Gelelim Henry'ye, asisti yapınca hiç de beklendiği gibi başını eğip yürümedi, arkadaşlarının sevinçlerine katıldı hatta. Maç sonunda çöküp kalması pişmanlığına bir delalet mi, yoksa rol mü kesiyor bilemeyiz. Bundan emin olmamamın sebebi birkaç sene önce bir İspanya maçında Puyol'un sertliklerini görmeyen hakemi kandırmak için hiçbir şey yokken elini yüzüne götürüp yere yığılmasıdır Henry'nin. "Baktım hakem görmüyor, ben de bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm" diyerek anlatmıştı hatta o dakikaları Titi. ultras Movement'ta hakeme topun eline değdiğini söylediğini okudum, bilemiyorum doğru mu, kaynak görmek lazım.

İrlanda maçın tekrarını istiyor ama bunun mümkün olacağını hiç sanmıyorum zira ne kadar büyük olsa da meydana gelen şey bir hakem hatasıdır, bu da maç tekrarını gerektirmez. Ayrıca Roy Keane'in darbesi de İrlandalılar'ın aleyhine olur bence. Keano "Gürcistan'ı haksız penaltıyla elediğimizde kimse maçın tekrarını istemedi" ve "Henry'ye ceza sahasında o kadar fırsat veren defansı konuşmak lazım" minvalinde konuştu. Basın toplantısında çoğu zaman yaptığı gibi bol bol azarlamış yine önüne geleni, izlemek için tıklayın. İrlandalılar hiç hoşnut değil ama söyledikleri doğru Keane'in. Tabii ki 2002'de kendisine yapılanlardan dolayı kuyruk acısı olduğunu da söyleyenler çıkacaktır, belki de öyledir bilemiyorum; nitekim kendisi de konuşmasında bundan bahsediyor.

Fransa Dünya Kupası'na gidecek, tek temennim Cezayir'in yeni Senegal olmasıdır. Golü de eski Marsilyalı Ziani atar inşallah.

Halet-i Ruhiye


Trainspotting'de Ewan McGregor'un canlandırdığı Mark Renton'a benziyorum şu an çoğu yönden. Benim İngiltere'm neresi olacak merak ediyorum.

Arda ve Hayvanlar


Arda'da H1N1 virüsü tespit edildi. Kaptan'a geçmiş olsun öncelikle, şimdi asıl mevzuya gelelim. Fırat Twitter'da yazınca gördüm ve sigortalarım attı tabiri caizse. Alışmıştık bunların birçok icraatine ama bir insanın ölmesini isteyen nasıl bir mahluktur aklım almıyor. Ben de Yasin Çakmak'tan, Emre Belözoğlu'dan, Pepe'den nefret ediyorum ama ölmelerini isteyemem normal şartlarda. Arda ne yaptı ki size, Avrupa'da "Turkish Iniesta" yakıştırmaları mı rahatsız etti, yoksa İsviçre veya Çek Cumhuriyeti maçlarındaki performansı mı?

Aynısı Galatasaray'da var mı peki? Olmaz mı, kendi takımında oynayan Elano'nun annesine küfreden adam Alex'in ya da Carlos'un annesine laf etmeden durabilir mi? Gökhan grip olsa, aynısı bizden de çıkar, onların da insan olduğuna inanmam zaten. Taraftar forumda böyle der, yorumcu TV'de "takip ederim, kıstırırım" der, futbolcu takım arkadaşının ayağını kaydırmaya çalışır, sonra "Niye güzel futbol izleyemeyiz Türkiye'de" diye sorarız bir de.

GS Bonus







No Al Calcio Moderno mu dedi birisi? Aman ha...

Meriç Tunca


Dünya yüzünde ne kadar başarılı olan bir Türk varsa, ne kadar isminden söz ettiren bir Türk varsa, onun gönül verdiği takım mutlaka Fenerbahçe'dir.

"Otur bir soluklan yeğenim" mi desek, "ne içtiysen aynısından" mı desek bilmiyorum. Ekşi Sözlük tarzıyla devam edelim; bunu yazan şunu da yazdı: Galatasaray bir işi de kendi becersin.

Moussa Sissoko


Fransa çıkışlı "sisoko"lardan birisi daha gümbür gümbür geliyor. Mohamed Sissoko Liverpool'da kendini gösterdikten sonra o müthiş fiziğinin asıl takdir göreceği yere, Juventus'a gitti iki sezon önce. Sonra Aly Cissokho'yu parlattı Porto, ve Lyon'a kendi zehrinden tattırdı. Üçüncü Sissoko ise Moussa ismindeki genç. Toulouse altyapısında yetişen Moussa geçen sezon 35 maça çıktı, bu sezon henüz 12 maçta oynadı ve 6 golü var. Lyon'un bir gol geriden gelip çevirdiği maçta çok güzel bir gol atmıştı Sissoko. Peşinde kimler var bilmiyorum ama birkaç seneye kadar Arsenal'in kadrosunda görürsek şaşırmayacağımız kesin. Juve'deki Mali milli takımını seçti, Moussa da Mali asıllı fakat tercihi Fransa'dan yana oldu; şimdiden iki maça çıktı kendisi Maviler'le.

Gözlüklü #2



Gözlüklü #1

Maskeli


O sarı karttan dolayı affettin mi bizi?

Audrey #2


Audrey #1

Elano ve Serhat

Dün akşam İspanya-Arjantin maçını izlerken yorumcu Serhat Ulueren'den şöyle bir şey duydum: "Bu arada Galatasaray'ın beğenmediği, oynatmadığı Elano bir asist yaptı Brezilya milli takımında."

Hani derler ya sabaha mı bırakırsın diye, öyle işte.

Chao Grey Bir Yaşında


Tam bir sene olmuş bu blogu yazmaya başlayalı. Kafamda ne varsa hepsini insanlarla paylaşmaya çalıştım, ne düşünüyorsam çekinmeden söyledim, kendimi fazlasıyla kaptırdım. Yaptığın işe verilen güzel tepkiler koltuğunu kabartıyor, seni motive ediyor. Diğer blog yazarlarından farkım nedir bilmiyorum ama, her gün bilgisayarın başına oturup da bloga ne yazacağım konusunda endişe etmek beni çok mutlu ediyor. Şartlar elverdiği sürece devam edeceğim, Allah utandırmasın...

Futbolcuda Soğukkanlılık


Arda Turan'ın defansa gelip de hiç tehlike yokmuş gibi tehlikeyi uzaklaştırmasını eminim ki çoğumuz takdir etmişizdir. Ya da Milan Baros'un geçen sezon Hamburg'a Ali Sami Yen'de attığı ikinci golde görülen kendisine güvenini. Hangi mevkide oynarsa oynasın bir futbolcunun soğukkanlılığının iyi olması gerekiyor bence. Emre Güngör ya da Mehmet Topal'ın presle karşı karşıya kalınca nasıl çaresizce çırpındıklarını görünce bunun önemini daha iyi anlıyor insan.


İklim şartlarından dolayı olsa gerek, Afrikalılar'ın soğukkanlılığı daha düşük oluyor İskandinav bölgesi futbolcularına göre. İbrahimovic'le Eto'o'nun farkı budur mesela, Eto'o karşı karşıya kalınca bu eksikliğinden dolayı çoğu kez zorlanır, İbrahimovic ise pek tereddüt etmez. Tabii ki Brezilyalılar da sıcak ülke insanı ve aralarından son derece soğukkanlı futbolcular çıkıyor ama genelde ekvator bölgesi futbolcularında bu durum görülüyor.


Soğukkanlılığın kendine güvenle de alakası var bence. Arda Turan'ın kendisine ne kadar güvendiğini yakınen biliyoruz, gözü yükseklerde, çoğu zaman kimsenin giymeye kolay kolay cesaret edemeyeceği giysiler var üzerinde, maç kazandırmak için inisiyatif almaktan çekinmiyor. Batuhan Karadeniz ve İbrahimovic de soğukkanlı futbolcular, ikisinin de egosu tavan yapmış durumda. İbrahimovic'in "Carew'in futbol topuyla yapamadıklarını ben portakalla yaparım" ve Batuhan'ın -her ne kadar bu sözleri benim hiç hoşuma gitmese de- "Kral yapmayacaksın kral olacaksın" sözlerinden egolarının boyutlarını anlayabilirsiniz.


Milan Baros Türkiye'de kariyeninin en iyi gol ortalamasına ulaştı geçen sezon, bu sezon gözlemlediğime göre bariz bir artış olmuş soğukkanlılığında; bunu da bu gol ortalamasıyla gelen özgüvenine bağlıyorum. Keza Mehmet Topal ve Emre Güngör sakatlandıkça özgüven kaybı yaşadılar ve soğukkanlılıkları dibe vurdu. Ya da Sabri, çok daha sıcakkanlıydı; Rijkaard'ın elinde Dani Alves'i andırırcasına oynadıkça çok daha soğukkanlı oldu. Sonuç olarak; futbolcularda değişebilen bir özellik soğukkanlılık, ama her futbolcunun karakteristiğinde olmayabiliyor işte.

Ronaldo Luis Nazario de Lima


Ben olsam kendimi Dünya Kupası kadrosuna çağırmazdım. İtiraf ediyorum, şişmanım. Televizyonda üç kilo daha fazla gösteriyorsunuz ama. Bakın burada beş kamera var, her kamera başına üç kilo ekleyin.

Futbolun Güzel Yüzü #13

Related Posts with Thumbnails