"Kenny'nin futbolculuğu müthişti ama..."
Alex Ferguson daha kaç sene bırak(a)mayacak acaba Manchester United'ı çalıştırmayı, çok merak ediyorum. Kendisini severim, büyük saygıyla anarım ama Kral geri döndükten sonra yarattığı etkinin onu nasıl titrettiğini buradan hissediyorum ve bundan aldığım zevk kendisine duyduğum saygıdan büyük. Taraftarının, taraftarlık kültürünün beni böylesine kendine çektiği bir takımın en büyük efsanelerinden birisi (en büyüğü?) böyle bir etki yapıyor (yapmalı) işte. Görmek isteyen Galatasaraylılar için şu Liverpool'da önemli ipuçları var ama seneye ağız sulandırıcı kaç transfer gelecek onu düşünmekle meşguldür çoğu şu an. Galatasaray bu haldeyken Liverpool'a özenmemle aynı zamanda sevgim de katlanıyor ve kendimi bu tarz eşleştirmelerden alıkoyamıyorum. Babasız büyüyen çocuğun kendine baba figürü yaratması sendromunun bir benzeri vuku buluyor sanırım bende, bilmiyorum. Dalglish'in gelişi bir şehri birleştirirken, Hagi'nin gelişi milyonlarca taraftarı birkaç parçaya ayırıyor ve ben bunu kabul edemiyorum -elbette birisi kendini kanıtlamış bir adam ve diğeri tabiri caizse henüz stajyerliği aşamadı ama taraftar nazarında aşağı yukarı benzer değerleri taşıyorlarsa bunun tezahürü de aşağı yukarı aynı seviyede olmalıydı, olmadı.
Görünen köy kılavuz istemezdi, Roy Hodgson'ın Liverpool'dan ayrılması lazımdı ve bunun sebebi çok açıktı: Liverpool'la kan uyuşmazlığı vardı arasında. Konuya "Evladımız" ya da "Liverpool'un büyüklüğü" ekseninde konuştuğumuzu iddia etme yüzeyselliğinde bakmayanlar, yani yukarıda söylediğim gibi "görmek isteyenler" için Kenny Dalglish'in yaratacağı etki normaldi. Ha, bu kadarı beklenmiyordu belki, bu da doğaldı zaten. İngiliz futbolunda senelerdir süren bir Ferguson dominasyonu, Arap sermayesi, Mavi formalıların sonradan görme yükselişi arasında Liverpool'un iyiden iyiye eriyip gideceği öngörülüyordu belki de.
Ama sağlam temeller üzerindeki bir taraftarlık kültürü ve birliktelik duygusu, önünde hiçbir setin duramayacağı bir sel yaratmaya başladı hızla.
Bu geceki Fulham maçını izlediyseniz, deplasmandaki Liverpool taraftarlarının Fields Of Anfield Road'la stadı nasıl inlettiğini duymuş, şahsi sebepsiz nefretimi (birçok Liverpoollu gibi) kazanmış Maxi Rodriguez'in nasıl coştuğunu görmüş (ki neşesinin geri geldiği bile bariz bir şekilde görülüyor), Flanagan'daki özgüvene ve olgunluğa şahit olmuş, takımdaki muazzam organizasyonu, hızı, hareketi, hepsinden öte özgüveni şaşkınlıkla izlemişsinizdir.
Bir ismi anmak lazım: Steve Clarke. İskoç, Kenny gibi. Bu hız-pas oyununda hayati öneme sahip bir etkisi var. Şöyle ki; antrenmanları çok ağır ve oyuncuların atletik yönünü geliştirdi. Dalglish'in en önemli silahı. Seneye Mourinho'nun kendisini Real Madrid'e istediği söyleniyor hatta. O yüzden buraya boşlukları koyup küfürleri hayal gücünüze bırakıyorum: -------------------------------------- Aklından bile geçirmesin.
Liverpool Kenny Dalglish göreve geldikten sonra oynadığı 16 lig maçında sadece üç mağlubiyet, üç beraberlik ve 10 galibiyet aldı. Bu süreçte sadece Chelsea Liverpool'dan daha fazla puan topladı (35). FA Cup'tan ve Avrupa Ligi'nden elense de bunların pek umursanmadığı aşikar zira birisinde Manchester United'ın gizli forveti iş başındaydı, diğer kupa ise ayak bağı sayılırdı şu süreçte. Fazla iyimser bakıyormuşum gibi görünüyor, farkındayım ama Premier Lig bu takım için -bu sene şampiyonluktan söz edilemeyecek olsa da- Avrupa Ligi şampiyonluğundan çok çok daha önemli, bunu defalarca belirtmeye gerek yok. Tottenham Manchester City'ye yenilirse Avrupa Ligi'ne kalıyor takım ki dediğim gibi Şampiyonlar Ligi yoksa Liverpool için bence lafı edilmeyecek bir turnuva, ayak bağından fazlası değil. Dördüncülük bu sezon için mucize olur ama ne kadar üstte bitirilirse, o kadar iyi yine de.
Dalglish'in kenarda durup gülmesi insanın içini ısıtıyor. Göreve gelir gelmez tüm Ada sallandı. Muazzam bir saygı dalgası, buradan bile hissedilen bir saygı dalgası var. Klasını, kalitesini hem gazetedeki köşesinde hem de saha kenarında, hem de basın toplantılarında gösteriyor Kenny. Hillsborough kurbanlarının aileleri kendisi için şövalyelik unvanı istemekte sonuna kadar haklı ama bunu umursayacağını sanmıyorum, biz de umursamıyoruz nitekim. Bir detay paylaşmam lazım: Birkaç hafta önce Carragher sakatlandığında pozisyonun içinde olan Flanagan'ı yanına çağırdı Kenny ve ona pozisyonda hatası olmadığını, üzülmemesi gerektiğini söyledi. Bunun öneminden bahsetmiyor, konuyu yorumsuz bırakıyorum.
Reina kalmak istiyor, Jack Robinson ve John Flanagan beklerde yeterli olacaklarını gösteriyor, Gerrard gelecek sezon için sabırsızlanıyor, Maxi'den Lucas'a, Kuyt'tan Spearing'e, Shelvey'den takımın en önemli parçalarından birisi olan Meireles'e kadar herkes muazzam oynuyor, Luis Suarez forma numarasının her gün biraz daha hakkını vermeye devam ediyor... Artıları çoğaltabiliriz, mesela kalmasının neredeyse kesin olduğu -ki şu saatten sonra Villas-Boas peşinde koşmak falan tam bir ahmaklık olur- ve emrine 100 milyon pound civarında bir transfer bütçesi verileceği söylentisi. Şimdilik tek eksi, şu motivasyonu zamanla kaybetmek olur gibi görünüyor ki bu da bir varsayım aslında. Wenger'in Arsenal'ındaki psikolojik sorunlar Liverpool'da kolay kolay baş göstermez; Gerrard'ın omzundaki yükün bir kısmı Suarez'e, bir kısmı Kenny'ye, bir kısmı da takımın geri kalanına ve gelecek oyunculara paylaştırılıyor/paylaştırılacak. İddia ediyorum ki Steve gelecek sezon sağlam ve daha rahat oldukça çok büyük canlar yakacak ve bu yaşayan efsane, bana Liverpool'u sevdiren adam en az bir şampiyonluk görmeden futbolu bırakmayacak.
4 Yorum:
Çok hoş bir yazı olmuş, klavyenize sağlık.
Kenny'nin bunları yaparken gençlere gösterdiği önem de muazzam. Geçen basın toplantısında söyledikleri beni çok etkiledi "Bir pozisyon için altyapıdan koyduğunuz oyuncu iyi performans veremiyorsa bu bir problem, ama onun yerine gidip bir transfer yapmak, ne bileyim, bu daha büyük bir problem!"
Eline sağlık Chao.
Eyvallah arkadaşlar, teşekkürler.
bu yazıyı gerard okusa tek bacakla sahaya çıkar golünü atardı :D
Yorum Gönder