11 Şubat 2011 Cuma

Yaşasın Eski Kral


Kenny Dalglish'in futbolda uzun süredir  aktif olarak görev almamasını bahane ederek -ya da öne sürerek diyelim- Liverpool'un başına geçmemesi gerektiğini söyleyenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi, bundan birkaç ay önce. Kendisinin Liverpool'a lig şampiyonluğunu kazandıran son teknik adam olduğu gerçeği bile böyle düşünenleri tatmin etmiyordu. Onları suçlayamayız zira Dalglish'le kişisel sorunları olduğunu sanmıyorum, sadece bir fikir sundular ve... eee, haksız çıktılar.

Yanlış anlamayın, birkaç maç üzerinden teknik direktör değerlendirmesi yapmıyorum, demek istediğim şey "He's still got it", yani "Bu adamda halen iş var". Evet bu adamda, bu Liverpool Halk Cumhuriyeti'nin kabul edilebilir tek monarşisinde halen iş var. King Kenny, bu oyunu ne kadar iyi bildiğini, özür diliyorum, bu oyunun içine ne kadar işlediğini hepimize yeniden hatırlattı. Yaşım yetmedi ve kendisini izleyemedim, o yüzden ukalalık sezmenizi istemem ama tarihi okumadığımı da söyleyemeyeceğim. "Liverpool'un tarzı pas ve harekettir" diyebilen bir hoca, ne yaptığını, ve bunu nerede yaptığını gayet iyi biliyordur; bu da bana bu konuda naçizane ahkâm kesmem için yeter.

Bugün Fernando Torres'in gidişini, Agger'in mutsuzluğunu -doğrudan-, Reina'nın ayrılma sinyalleri vermesini, Gerrard'ın oyuna ağırlığını koyamamasını, Meireles'in -kendi transferi olmasına rağmen- isteneni verememesini, ama bunların ötesinde Liverpool'un Liverpool olmaktan iyice uzaklaştığını Roy Hodgson'a bağlamak mümkün (Bu noktada birtakım aklıevveller "Rijkaard'a bir buçuk sene sabrettik az geldi, Hodgson'ı birkaç ayla değerlendirmek olmaz" diyecektir muhakkak, ama hiçbir zaman "futbol anlayışı ne olursa olsun hocanın arkasında durmak" gibi bir savunumuz olmadı, olmayacak. Sigi Held'lere sabrımız yok). Rafael Benitez'in son zamanlarıyla başlayan çöküşte takımın durumu kangrenli bir organa sahip bir vücuda benziyordu ve o kısım kesildi; ama yerine eklenen dokuyla Liverpool'unki uyuşmadı, bu kadar basit. İnsanlar halen Hodgson'a daha fazla şans verilmiş olmasını tartışıyor ki normaldir, ama en minimal bakış açısıyla Torres'in her zaman ayağına pas isteyeceğini, Agger gibi teknik yönden en basit tabirle "aşmış" bir savunma sanatçısının -Ali Reyiz'e selamımızı da çakalım böylece- yedek bırakılmasının Ferrari'ye Doğan SLX'i tercih etmek olacağını, savunmanın bu kadar geride kurulduğu taktiklerin tarihin sayfalarının tozunu yuttuğunu, Kyrgiakos gibi topa bomba muamalesi yapan futbolcuların bu takımda vazgeçilmez olmasının facia olduğunu görmezden gelen çıkmayacaktır -aklıselim insanlardan bahsediyorum tabii.

Ama bunları geride bıraktı Liverpool. Özüne döndü.

Kenny gelir gelmez Kızıl Derbi'ye çıktı. Böyle bir adam için zor bir maç olmayacaktı tabii bu -öte yandan, bu maç dünya üzerindeki herkes için zordur aslında. Neticede, yakın zamanda kesinlikle satmayacaklarını açıkladıkları "gizli santrfor" Webb'in asistiyle Liverpool'u yendi Manchester United. Bir sonraki maç ise üç gün arayla oynanan Blackpool maçıydı ve Anfield'dan galibiyet çıkaran Ian Holloway'in takımı Bloomfield Road'da da acımadı Kırmızılar'a (hatta bu maçtan bir süre önce Alex Ferguson'a çatmıştı bu deli adam, "O daha Liverpool'u Anfield'da yenemedi bu sezon" diyerek). Sonra, Merseyside Derbisi'nde Everton'la berabere kalındı. King Kenny'ye dair endişeler haklı mı acaba, diye düşünülmeye başlanmıştı ki bir haftaya kalmadan Wolves deplasmanında üç farklı galibiyet alındı ve Liverpool silkinmeye başladı.


Sonra 1-0'lık Fulham, 2-0'lık Stoke City galibiyetleriyle takım özgüven kazandı ve -bence- asıl geri dönüşünü Fernando Torres'in yeni takımı Chelsea'ye karşı gösterdi. King Kenny Stamford Bridge'de takımı daha önceki maçlarda da yaptığı gibi 3-5-1-1'le (Agger-Carragher-Skrtel üçlüsünün önlerinde kanatlarda Kelly ve Johnson, önlerinde Gerrard-Lucas-Maxi, biraz önde Meireles ve en uçta Kuyt) oynattı ve Maviler'den üç puanı söküp al(dır)mayı başardı. Goldeki sevinciyle bir şehrin bir süredir sönen ümitlerinin yeniden alevlenmesini temsil eden bu güzel adam, bu işi unutmak şöyle dursun, en iyi bilenlerden birisi olduğunu yine gösteriyordu.


Kenny Liverpool'a gelir gelmez Agger'le, Torres'le, Gerrard'la özel olarak ilgilendi, onların takımda ne büyük öneme sahip olduğunu biliyordu zira. Bu üçlüden ikisinin yüzü gülmeye başladı, Torres de mutlu görünüyordu ama Chelsea'ye gitme fikrinin kafasına onların teklifinden bir gün önce düşmediği de malum. Normal durumlarda "anlaşılabilir" olarak görülebilecek, fakat insanların duygularıyla kedinin yumakla oynadığı gibi oynadıktan sonra hakaret addedilecek bir şey yaptı ve takıma 58.5 milyon avro kazandırarak mavi formayı sırtına geçirmek üzere Londra'ya doğru yol aldı. Bu noktada kulübün kurnazca yaptığı "Fernando Torres'in transfer talebi reddedilmiştir" açıklaması ve King Kenny'nin ikna turları hiçbir şeyi değiştirmedi, devre arasının, hatta yılın en büyük transferi gerçekleşmiş oldu. Liverpool halihazırda Luis Suarez'i almıştı, bir de Newcastle'ın dev golcüsü Andy Carroll'ı getirdiler ve çok iyi iki takviye yaptılar takıma -bu arada Hodgson'ın getirdiği Konchesky de Nottingham Forest'a kiralandı. Ne var ki Suarez ilk maçında gol atmış olsa da bir Eredivisie golcüsüydü ve hakkındaki soru işaretleri çoktu, Carroll ise zaten sakattı. Yine de muazzam bir konsantrasyonla, Şişko Nuri ruhu Londra'da Stamford Bridge'in çimlerine gömüldü ve şu an puan tablosunda altıncı olan Liverpool'un üzerindeki beş takıma da sağlam bir gözdağı verildi. Kocamış gibi görünen kurda gülenler yeniden ayaklarını denk almaları gerektiğini anladı.

Kulübün sahibi John Henry "Dünyanın başka hiçbir yerinde taraftarlar tarafından böylesine sevilen bir adama rastlamadım" diyor Kenny için. "Ondan bu kadarını da beklemiyorduk" da diyor hatta, "geçici" bir teknik adam olduğunu farz ederek, sanırım. Ama durum artık öyle değil. Kendisine kalıcı sözleşme önerilecek ve sezon sonunda kolları sıvayacak Kral. Orta sahaya kaliteli bir pasör, Kelly-Shelvey-Wilson gibi yetenekli gençler, hızlı ve hareketli en az bir kanat oyuncusu alınacak gibi duruyor şimdiden; bunun yanında Kyrgiakos, Maxi Rodriguez, Poulsen gibi oyuncularla da yollar ayrılacaktır. Henry eğer macera aramaz ve başka bir teknik adam getirmeye kalkmazsa -ki bu küçük bir ihtimal, gözlemlediğim kadarıyla- her şey çok daha güzel olacaktır ve Steven Gerrard efsanesi o kupaya kavuşacaktır.

2 Yorum:

Sade dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş, liverpoola bakış açını ve dalglish yorumunu da çok beğendim. öyle okuyup geçmemek, hakkını vermek için bir teşekkür edeyim dedim, eline sağlık.

Chao Grey dedi ki...

ben teşekkür ederim...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails