30 Kasım 2010 Salı

Special Ego'ya Teşekkürler




Karakterini de, oyun tarzını da günahım kadar sevmediğim adam, geçen sezon Barcelona'nın nasıl yenilebileceğini göstermişti Inter'le. Bu akşamsa gururuna, egosuna yenik düştü. O egoyu başarı için her şeyi mübah görmekle elde ettiğini zaten biliyorduk da, Barcelona'yı defans çizgisini bu kadar ileride kurarak, onlara nazire yaparak yenemeyeceğini o bilmiyor muydu? Büyük ihtimalle bu umrunda olmadı, nasıl olsa yendim onları önceden, bu sefer de kendi "oyunlarıyla" yeneyim dedi... Sonuç malum.

Bozan değil yapan olun, dediğimizde insanlar bize "ne yapsın adamlar, 8 mi yesin" argümanlarıyla geliyordu. 20 senede kurulan sistemi bir maçta bozan adama rağbet etmek tercihtir, ama bunu eleştirmek de bizim hayata bakışımızı özetler işte. Dağhan Irak dedi ya hani Kokuşmuş Çağın Plastik Kahramanı diye; işte ne söylediysek -biz kimiz bu arada, onu da insanların futbol romantizmleriyle dalga geçenler açıklasın- hepsini yazdı orada. Kaybetmenin erdemini bilmeyen, kazanmayı kabullenemeyen bir dünyada "there is a hunger still unsatisfied" diyen David Gilmour bu sözleri yazarken bu kadar mide bulandırıcı değildi futbol dünyası. Bu kadar iğrenç değildi dünya...

Mourinho 10 kişiyi ceza yayına dizerek puan almayı ya da fark yememeyi tercih etmedi, ama bu hareketiyle takdirimi kazanacak değil elbette. Real Madrid egosunu düşüneceğine, yine kendi egosuna hizmet etti ve kaçınılmaz sonuçla yüzleşti. Jesus Almeyda "Real Madrid egosu Jose Mourinho egosundan büyüktür" minvalinde ifadeler kullanmıştı ya aylar önce, haklı çıktı işte. Eh, ben de kendi çapımda haklı çıktım "Mourinho Real Madrid'de atak futbolu oynatır" demiştim zira transferinin belli olduğu gün. Ama bu akşamlık haksız çıkardı beni, geçen sezonki Inter savunması/çirkefliği bekliyordum, çirkeflik vardı belki ama savunma konusunda beni şaşırttı ve Real Madrid'in iğrenç camiasının eline büyük bir koz verdi. Olası bir tökezlemede Marca'sından tut tribününe kadar herkes bunu önüne getirmekten imtina etmeyecektir. Sonunda hak ettiği muameleyi de böylece görecektir.

Not 1: Fotoğraftaki arkadaş Real Madrid formasına o kadar yakışıyor ki... O yüzden onu konuk ettim yeniden bloga.

Not 2: Maçta Messi'nin ve birkaç Barcelonalının yaptığı çirkeflikleri dillendirmemiş olmam görmezden gelmiş olduğum manasına gelmez. Messi'yi kendini yere attı diye C. Ronaldo'yla aynı seviyeye çekecek olanlar boşuna heveslenmesin.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Gençliğimi Çürüten Gerçekler

 
Galatasaray'ın başarılı dönemlerinde Galatasaraylı'ydım. Zaten hiç kimsenin, hiç bir şeyin en ufak bir etkisinde kalmadan tuttuğum tek takım Lyon ya, o başka konu. Her neyse... Ben şimdiki nesle üzülmüyorum kendi neslimizi gördükçe. Omurgasızlıkta, pragmatizmde uzmanlaşmış, başarıya tapan bir güruh zira bizimkisi. Acıyla yoğrulan bir nesil Galatasaray'ın geleceği için daha hayırlı olacaktır kanımca. O zaman samimiyetle kaç sene beklediklerini haykırabilirler belki tribünlerde.

Galatasaray taraftarı bölünmüş durumda şu an. İnsanlar birbirlerine ciddi ciddi yabancı hayranı-geri kafalı-komplo teorisyeni-omurgasız etiketleri yapıştırıyor, aynı takıma gönül verdikleri ve bir amaç için birleşmeleri gerektiği halde. Birbirlerinden nefret eden, tribünde neredeyse her maç birbirlerinin gırtlağına sarılmayı olağandışı gör(e)meyen bir kitleyiz artık. Birbirimizin taraftarlığını, deplasman kovalamacılığını, basiretini, futbol bilgisini sorgular haldeyiz.

Ne olduysa 10 sene önce oldu. Her şey o halen gurur duyup ezeli rakibimizle sidik yarıştırmada en büyük koz olarak gördüğümüz lanet kupayla başladı. Taffarel'in sakatlanma pahasına Henry'nin kafa şutunu çıkardığı, Bülent'in kanları donduran hırsının, Hagi'nin isyanının, Popescu'nun sevincinin tüm stadı kapladığı o geceyle... Bölünme o geceden başladı. Sinsice sızdı aramıza. Zaman geldi "Kendi çocuklarımıza şans verilse"yle kanımıza girdi, zaman geldi "Burada biz varken bir yabancıya mı verilecekmiş ikinci kaptanlık?"la. "Ondan önce şu frikiği atayım da gol olursa tarihe geçerim" gibi masum (!) bir istek zamanla çeteciliğe dönüştü otobüs arkalarında, yemek masası muhabbetlerinde. İnsan denen varlığın en zayıf noktası, pragmatizmi de Galatasaray taraftarındaki tezahürünü böylelikle göstermiş oldu. Kaç kişi Jardel'in bu çeteciliğe kurban gidişini o günlerde protesto etmiş, ya da en azından eleştirmiştir? Ondan seneler sonra gelen ve şu anki sorunda aklımıza gelen ilk sebep olabilecek 07-08 şampiyonluğunu kaç kişi sindirememiştir? Kaçımız sorguladık Feldkamp'a ne olduğunu? Kaçımız Lincoln'ü anarken karakterinden önce bu adamın nelerin/kimlerin hedefinde olduğunu gündeme getiriyoruz? Ve şu an gelinen noktada, kaçımız Servet'e performansından dolayı değil de, koskoca bir camiayla kedinin ip yumağıyla oynadığı gibi oynaması yüzünden kızıyor?

Taraftarın yönetimi istifaya davet etmesi ya da Servet'i yuhlaması benim için pek bir şey ifade etmiyor artık. Tüm sinirlerimi aldırmış gibiyim çünkü Galatasaray tarihindeki en büyük şansı kendi ellerimizle öldürdük. 'Galatasaray ruhu'na en uygun olan adamlardan birisini buralardan kovduk. "Ben zamanında çok dedim" çiğliği yapmıyorum korkmayın. "Aklınız nerdeydi" de demiş olsam bile asıl derdim o değil. Asıl derdim insanlarla gönlünce dalga geçebileceğini sanan anti-modernist yüzeyseller grubu da değil, Galatasaray'ı tapusunda zanneden tribüncüler de. Asıl derdim şu tepkilerde bile ne kadar mide bulandırıcı bir güruha dönüşmüş olduğumuzun gün gibi görünmesi. Asıl derdim Servet'in "Puyol ne yapıyor ki? Topu önündekine veriyor."ları sonrası "Lan yine de dursun kenarda, adam milli takım stoperi hacı"cılar. Çünkü aynı kişiler, yedirdiği goller sonrası homurdananlardı, o adamın şampiyonluğu getirdiği senede. Çünkü aynı adamların daha liberal, daha Yıldıray Oğur versiyonu Rijkaard'ın başını yiyenlere sırtını dönemiyor, stepnede tutuyor onları. Çünkü aynı adamlar, "siktirsin yabancı puştlar, bizim çocuklarımız bize yeter" diyebilecek kadar bile karakter sahibi olamıyor.

Şimdi yönetim istifa ediyormuş, Gica yine her zamanki gibi haksızlığa dayanamamış kafasında bir şeyler planlıyormuş, birilerinin bileti kesiliyormuş vesaire vesaire... Keşke Hagi çıkıp "Bu kadro kalitesiz. Gerçekçi olalım bu kadroyla şampiyon olmayı bırakın ilk beşe giremeyiz" dese de görsek Rijkaard bunların benzerini söyleyince "BİZE HAKARET EDİYOAR!" diyenleri. Emin olun kuyruklarını kıstırarak "Baba haklı yeaa, ne de olsa bizden yaa, içinden geleni söylüyür yeeaaa" diyecek büyük kısmı. Azıcık samimiyeti olanlar zaten aynı tutumunu sürdürür ya da -pek ihtimal dahilinde değil ama- "Biz Rijkaard'a büyük ayıp ettik, o da haklıydı Hagi de haklı" der.

Gençliğim "Kimse Galatasaray'dan büyük değildir"lerle, "Galatasaray topçusuna küfredilmez!" dogmalarıyla, bilmem kaç sene beklediğini, futbolcusundan her şeyden önce ruh-savaşçılık-bekleyenleri görmekle-duymakla geçti. Her gelen 10 numaranın Hagi olması, her gelen stoperin topu oyuna iyi sokması beklendi benim zamanımda. Yeni nesle o yüzden özeniyorum, o yüzden onlardan çok şey bekliyorum. Dedim ya başta, acıyla yoğrulmaları iyiliklerine olacak. Umuyorum ki neyin doğru,kimin haklı olduğunu görmeleri böyle zamanlarda daha kolay olacaktır, ümidim(iz) onlar. Galatasaray'da Vaka-yı Hayriye de illa ki olacaktır, er ya da geç. Tez zamanda olsa da, gönül verdiği takımı izleyenlere de gençliklerinin baharında aynı zehrin zerk edildiğini görmesek.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails