27 Eylül 2010 Pazartesi

Lyon'da Son Durum



Cumartesi akşamı, Gerland'a Ligue 1'in lideri olarak gelen Saint-Etienne 17 sene aradan sonra Lyon'u deplasmanda yenmiş oldu Payet'nin müthiş frikik golüyle. Lyon da 7 maçta 4 puan alınan 92-93 sezonundan sonra ilk kez bu kadar kötü bir başlangıç yaptı lige, 7 maçta 5 puan alarak. Geçen sezon ligi 2. bitiren ve ŞL'de yarı final oynayan takımın başındaki Puel'in bu üçüncü sezonu ve beklentiler gittikçe artıyor, özellikle Şampiyonlar Ligi'nde. Takıma Briand, Gourcuff ve Diakhate gibi sağlam takviyeler yapıldı ama Juninho'dan sonra birkaç maç dışında sahada futbol adına pozitif bir şeyler görmek imkansız gibi nedense. Oyuncular Puel'in ateşli motivasyon tekniklerinden sıkılmışa benziyorlar ve gittikçe büyüyen baskıdan çok etkilendikleri de kesin.  Böyle durumlarda elzem olan bir liderse şu an yok. Cris, Gourcuff ya da Toulalan ipleri eline alacak pozisyonda değil ve en büyük sorunlardan birisi de bu. Oyuncular, şehre ve dolayısıyla kulübe sinmiş olan "Avrupaî takım" havasının bilincinde olduklarını ŞL maçlarında gösteriyorlar haliyle; o maçlarda bambaşka bir takım oluyorlar ama yerel ligin her zaman farklı olduğunu diğer maçlarda görüyor herkes. Başarısızlığın süresi uzadıkça bunu üzerlerinden atamamanın stresi onları daha çok geriyor. Buna henüz bir çözüm bulunamadı, ilk olarak halledilmesi gereken de az önce bahsettiğimiz gibi, bu.

O maçtan sonra 2500 civarında taraftar stadı terk etmedi ve hem kendilerinin, hem St. Etiennelilerin açtıkları pankartta yazan ifadeleri bağırdılar. Bunun üzerine Aulas sahaya inip taraftarı sakinleştirdi ve aşağıda yazanları söyledi. Sonuç? Tezahüratlar eşliğinde sahayı terk etti. Böylelikle hem taraftara olan saygısını göstermiş oldu, hem Puel'e haksızlık etmedi ama gözdağını da verdi, hem de kriz yönetimi nasıl yapılır gösterdi. Bizim başkanlarımızın ancak şampiyonluktan sonra rakibe laf sokmak veya gövde gösterisi yapmak için sahaya indiklerini düşününce üzülüyorum ama Aulas gibi bir adamın başkanlık yaptığı bir takımı tuttuğum için de ziyadesiyle seviniyorum. Lyon toparlanacaktır, er ya da geç, bu çok önemli değil ama bu zihniyet kulübe hakim oldukça sırtları yere gelmez. İleride Puel giderse -ki büyük ihtimalle bu gerçekleşecek, bu kadar olaydan ve karşılıklı güvensizlikten sonra- Juninho'nun gelmesi olası (zaten kendisi de istiyor bunu). Eski liderin takıma sahada olmasa da yeniden kaptanlık yapacak olması durumu toparlamak için güzel bir senaryo gibi gözüküyor şu an için. Yine de tecrübe kazanıp hocalığa başlaması daha doğru tabii ki. Şimdilik Ekim'e kadar bekliyoruz başkanın ricası üzerine.

Aulas'ın söyledikleri (çeviri için Övünç İldız'a teşekür ederim):

Bugün futbolcular bütün isteklerini sahaya yansıttılar. Saint-Ettienne'in golü bir hakem hatasından geldi. (Puel istifa!) Geçen hafta size sorumluluklarınızı söyledim. Ekim ayı sonunda bir durum değerlendirmesi yapacağız, yapacağım. 17 yıldır Stephan'ları yeniyoruz (Stephaonis  St. Ettienneliler). Bu akşam kaybettik ancak gururumuzu kaybetmememiz gerekiyor. Şampiyonlar ligine katılmak gerekiyor, çünkü onlar Şampiyonlar Ligi'ni Play-Station'da oynuyorlar. Problemleri çözmek için bana bir ay verirseniz göreceksiniz en yukarıda olacağız. Kulübe şans verin, Claude Puel'e değil. Zirvede olmak için kulübe , yönetenlere , temsil edenlere şans verin. Çünkü Şampiyonlar ligi en üsttür, gelecek 24 Mayıs ta Wembley'de olmak için şans verin, 24 Mayıs'ta...

13 Eylül 2010 Pazartesi

30-20

Başlıktaki sayılar Seyrantepe'deki yeni stadımızın inşasında ölen Gökhan Yavuz ve Raşit Ek'in yaşlarını gösteriyor. Onlar için yapılabilecek ne var, bunlar tartışılır ama şu an için önemli olan adlarını unutmamak, unutturmamak. Endüstriyel futbol denen illetin içinde boğazımıza kadar pisliğe batmış olsak da hala canlı, hala hisseden bir vicdanımız var, en azından öyle umuyorum. Bir tribüne, kapıya isimleri mi verilir, Galatasaraylı işadamları ya da vakıflar ailelerine maddi yardımda mı bulunur, her maçta tribünde Metin Oktay ruhunun yanında bu adamların ruhunun da hazır bulunduğu mu söylenir bilemem; tek bildiğim (ya da haklı olarak umduğum) benim Galatasaray'ım onları ortada bırakmaz, bırakmamalı. Resmi siteden kuru bir başsağlığı haberiyle yetinmemeli.

Not: Lütfen Kanat Atkaya'nın yaptığı çağrıya kulak verin.

Metin


13 Eylül 1991'de seni sevenleri ilk ve son kez üzdün. Ruhun şad, mekanın cennet olsun "parçalı".

7 Eylül 2010 Salı

Cehennemin İlk "Odun"u Olsun

 
Sezona berbat girsek de Eskişehir'de azcık yürekli oynayınca neler yapabileceğimizi gösterdik herkese. Kaptan ince hesaplar peşinde olmazsa, gelecek vadeden kalecide ısrar edilirse, oyuncular "bir his takımı olduklarının" farkında olurlarsa yenemeyeceğimiz takım yok. Ümitsizliğimiz de son zamanlarda bu durumun ters yönde işlemesinden dolayı idi zaten. Ama canlanma vaktidir artık. Önümüzdeki Pazartesi ASY'de oynanacak Gaziantepspor maçını Bünyamin "The Suratsız Gomser" Gezer yönetecek (yönetmek). Taraftardan tek isteğim, bu maçı "cehennemi canlandırma" maçı olarak görsün, ateşi yeniden yaksın. O ateşin ilk odunu da Bünyamin olsun. Antep'te Galatasaray kaptanı istediği yerden çıkmadı diye önüne geçip sarı kart gösterince hak ettiğini bulmadı belki ama ASY'de istediği at koşturamasın. İki ıslık, beş yuhlama, on "ibne hakem"le tepki koyulmaz. Stadın yıkılmasından gerçek anlamda korkmayı tatsın Bünyamin.

Gerçi ASY'de Volkan Şen'in bile at koşturduğunu gördükten sonra bunları istemek biraz hayalcilik olacak ama...

Bizde hayal ne zaman bitti ki?

2 Eylül 2010 Perşembe

Sahte Gurur, Sözde "Duruş"



Yukarıdaki fotoğraf, kimilerine göre büyük bir gurur tablosudur. Kimilerine bir mesajdır belki de, hatta belki de bir gözdağıdır. Bana göre görgüsüzlükten ibaret, hatta daha fazlası. Ama keşke bu kadarla kalsaydı utancımız. Bu faks örneğinin yayınlandığı duyuruda bahsedilen "Galatasaraylı duruşunu" sergilediğini iddia edenler -orada kalmaya devam ettiklerine göre- kulübün en büyük efsanelerinden Prekazi'yle taşak geçer gibi bir eyleme imza attı yakın zamanda. Şark kurnazı Adnan Sezgin'in şimdiye kadarki icraatleri zaten orada bulunmamasına büyük bir sebepti -tabii ki yaptığı transferlere rağmen!- ama şunu nasıl açıklar, nasıl savunur bilemiyorum. Gerçi ne diyorum ki ben; birkaç hafta sonra yine duygularımızla oynayıp resmi sitede "Prekazi şöyle gönül fethetti, Hagi şöyle güzel konuştu" yazdırmayı bilirler utanmadan. Kim tav olur, orası ayrı.

Prekazi'den Özür Dilensin

Not: İnternet kampanyalarıyla başlayan tepkiler Kewell'ı takımda tuttu, umalım ki diğer tepkilerimiz de bir hashtag'den öte gitsin.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails