30 Haziran 2010 Çarşamba

Caner Erkin Fenerbahçe'de

 
Ne Galatasaraylılar "tencere-kapak" yakıştırması yapsın, ne de Fenerliler "büyük bir yeteneği kaptık yine elinizden" geyiği... Caner Erkin taraftarı olduğu takıma gitti ve bu durumdan ilk etapta kârlı çıkan hem Galatasaray hem Fenerbahçe'dir bence, ama uzun vadede iki taraf da başını taşlara vurabilir (ben ömrüm boyunca minnettar kalacağım Caner'in Galatasaray'da kalmamasına karar verenlere tabii ki). Fenerbahçe yetenekli, hırslı, sol kanatın her mevkisinde oynayabilen bir oyuncuyu kadrosuna kattı; Galatasaray da Fenerbahçeli olduğunu söylemekten bile çekinen, inatçı, karaktersiz, üstüne titreyen hocasından bir şeyler öğrenmeyi tüm benliğiyle reddeden bir futbolcudan kurtulmuş oldu. Ama bu tabii ki Galatasaraylıların "tam da takımına gitti işte, oraya yakışır" yorumları yapmasını gerektiren bir durum değil -bence. Yavşak her herde yapar yavşaklığını. Gidip yarın Brezilyalılar'la tartışır , sol bekte oynadığı için Galatasaray'daki gibi hocasına cezayı ayağına gelen her topu ileri şişirerek keser, kim bilir? Ben kendisinin niyetinden, samimiyetinden şüphe duyuyordum, bu yüzden de çok sevindim Galatasaray'da kalmamasına; ileride büyük bir futbolcu olsa bile pek üzüleceğimi sanmıyorum kadroda tutmadığımıza. Artık Caner Fenerbahçeli arkadaşları çıldırtır mı bizim gibi, yoksa kendine hayran mı eder bilemiyorum. Bunu birkaç haftada gösterir bence.

Güle güle, seni hiç özlemeyeceğim Caner Erkin.

25 Haziran 2010 Cuma

Esta não é a minha Seleção!

 
 
Böyle skor odaklı bir oyunun Brezilya Milli Takımı'yla alakası olmamalı. Utanmasa forvete de defansif bir oyuncu koyacaktı Dunga. Takıma alınmayan Ronaldinho ve Pato bile şu takımın karakteristiğini değiştiremeye yeterdi. Benim izlediğim en kötü Brezilya bu. Ne olduklarını bilmiyorum ama Seleçao değiller kesinlikle. Önde basmayan bir takımın geride emniyet sübabı illa ki olur da bu Brezilya sübaptan geçilmiyordu! Çocukluğumdan beri desteklediğim tek "ikinci milli takım" bu değil.

Teşekkürler Dunga!

21 Haziran 2010 Pazartesi

Hürriyet Çalışıyor

 
Hürriyet iyi çalışıyor yaz döneminde. Adnan Polat, Yiğit Şardan, Ergün Penbe'den sonra şimdi de Servet'i konuşturmuşlar. Son derece kışkırtıcı sorular soruluyor ve Fener'le aramızdaki rekabet (hatta kavga) iyice körükleniyor. Bu kaosta hangi tarafı tuttukları belli, onların zaten bu açıdan bakınca suçu yok (!) fakat bizimkilerin bu adamların ekmeğine yağ sürmesi rezalet bir durum. Graeme Souness'ı silen Liverpoollular kadar tepki verebilmek zaten bir hayal de, en azından şu gazete bozuntusundan yöneticiler, futbolcular uzak dursun istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz? "Gazsaray düşüyor"ları, "fos santos"ları, "nası siktik"leri ne çabuk unutuyoruz? Başkanı gider "Bu kez bana göre Rijkaard neticeye yönelik bir futbol oynatacak diye düşünüyorum" der, eski futbolcusu Fener'e kaptırılan futbolcunun transferini yorumlar, futbolcusu "Topu iyi oyuna sokan birini arıyorlarsa, '10 numara' oynayan bir futbolcu alıp, defansa koysunlar o zaman" diye saçmalar... Ne lan bu?


Yönetime gün geçtikçe azalıyor güvenim, bitme noktasında hatta. Olur da "Rijkaard'ı ileride anlayacağız" demiş olmalarına rağmen bu adamları kovarlarsa, hadi abartayım Fatih Terim'i getirirlerse Galatasaray'ı sessizce desteklerim sanırım. Günü kurtarma zihniyeti onlarda da varmış, bariz artık bu. Önce devrim yapacağız deyip, sonra "kupa gelmeli" mesajı veriyorlar. İyi futbolcularını "Avrupa'da kupa gelmeden gitmek yok" diye boşuna baskı altına alıyorlar. "Galatasaray çıktığı her kupada favoridir" diyerek taraftarın gözünü boyayıp, beylik laflarla kültürü ayaklar altına alıyorlar. "Fenerbahçe elimizden futbolcu aldı, artık biz de aynısını yapacağız" deyip Aziz'le Aziz olacaklarını alenen söylüyorlar. Bir çırpıda sayabildiklerim bunlar. Bardağı taşıran son damla olası bir Rijkaard'ın ve ekibinin gönderilmesi hamlesi olacaktır.

Son sözüm de Servet'e: Nereye gideceksen git artık be adam!

16 Haziran 2010 Çarşamba

Üründül

 
Sen baba parasının üstünde oturarak futbol yorumlarken "düşünemiyorlar" dersin ama onlar çok ince düşünebilir aslında. Yaşıtları futbol akademilerinde eğitim görürken bir futbol tüccarı tarafından keşfedilene kadar çıplak ayaklarına gerçek bir top değmeden futbol oynadıkları halde hem de...

Sen bitirici vuruşu yapamıyorlar, son pasları veremiyorlar dersin, haklısındır aslında kısmen zira onlara bitirmeyi değil, bitirilmeyi öğretmiştir bu düzen; ama fırsatını bulunca öyle bir "bitirirler" ki alkışlamayanı dövesin gelir.

Öyle kadife ayaklara, öyle ince bileklere sahiptir ki bazıları, yılların işkencesinin intikamını bir golle alırlar. Ama sen beyazların içinde de tonla "kazma" olduğunu aklına bile getirmezsin.

Yeri gelir öyle bir çakarlar ki doksana, neye uğradığını bilemezsin, gerekirse takımının yediği goldeki hatasını defansından çıkıp iki gol atarak telafi ederler, seni ve senin gibileri ten renginden utandırırlar.

Kısacası; her top kaybını, her yanlış pası, kaçan her golü eleştireceksen eleştir, ama ardından futbolcuların deri rengini bahane etme artık. Çağdışı yorumlarını da, çağdışı kafanı da al git lütfen Ömer Üründül.

15 Haziran 2010 Salı

Frozen Crossing


Call Of Duty: Modern Warfare ve Modern Warfare 2 oynadığım en iyi oyunlardandır kesinlikle. Canım sıkıldıkça arada bir yeniden bitiriyorum görevleri. Price, MacMillan, Shepherd gibi karakterleri çok iyi, oynanabilirlik müthiş, sesler, efektler, sizi saran atmosferi ve senaryosu mükemmel. Oyunun incelemesini yapmayacağım burada, oynamayan var mı zaten bilmiyorum. Bahsetmek istediğim başka bir yapım: Frozen Crossing. Birkaç "geek", iki bölüm halinde çekilmiş bir tribute videosu hazırlamışlar COD'a. 200 dolar civarı bir masrafları olmuş ki videoyu izlediğinizde bu rakama inanamayacaksınız. Yapımcı stüdyonun adı Corridor Digital. Mükemmel iş çıkarmışlar. Buyrun:



14 Haziran 2010 Pazartesi

Lyon 2010-2011 Sezonu Formaları



 
Geçen sezonki müthiş formalardan sonra tam bir fiyasko olmuş. Home güzel, eski yılları hatırlatıyor ama diğer ikisi rezalet. Hele third düşman başına. Tekrar tekrar bakıyorum ve söyleyeceğim tek şey şu: "Lan bu ne olum."

Lappappa'dan gençlere teşekkürler...

Jimmy Briand Lyon'da


Lyon ilk transferini yaptı nihayet. Geçen sezonu 27 maçta 6 gol 10 asistle kapatan Briand Govou sonrası boş kalacak olan sağ kanat ve forvet rotasyonu için transfer edildi Rennes'den. Onu izleyenler kalitesini bilir; hızlı, teknik, çevik bir forvet oyuncusudur. Bitiricilik konusunda bir Lisandro, hatta Gomis olamayacağı için sağ kanatta oynayacağını tahmin ediyorum ama belli olmaz tabii ki. Hayal kırıklığı olan Keita'dan sonra emektar Govou da hiç tatmin edici değildi (ki kariyeri böyle geçmiştir aslında bu adamın), sezon boyunca Delgado ve Bastos'un bu mevkide denenmesi de istenilen sonucu vermedi ve Briand'dan bu büyük boşluğu doldurması beklenecek işte. 4 senelik anlaşma imzaladı, sözleşmesindeki serbest kalma bedeli olarak Rennes'e 6 milyon ödenecek. Futbol dünyasında sevdiğim nadir başkanlardan olan Jean-Michel Aulas "kelepir" olarak nitelemiş transferi ki haklıdır. Lyon'dan koparabildiklerini kâr olarak gören Fransız kulüpleri son senelerde bu tarz transferleri mümkün kılmıyordu. Ama yine de bu bahane sayılamaz zira Porto Lisandro Lopez'in yerini 5.5 milyona aldığı Falcao'yla doldurabiliyorsa Lyon da Malouda'nın yerini 18 milyon ödeyerek doldurmak zorunda değil, sadece eskisi gibi biraz daha fazla arama yapmalılar. Şu an Lyon'un radarında Brezilyalı oyuncular ve Fransa dördüncü ligi var, bir-iki transfer daha yapılacağı da kesin gibi. Benim yapacağım şeyse sıradaki hamleyi Galatasaray'dan beklemek olacak şimdilik.

10 Haziran 2010 Perşembe

Miroslav Stoch Fenerbahçe'de

 
Aziz Yıldırım Topuz transferinde olduğu gibi bu sefer bir diğer ezeli rakibinin elinden futbolcu kaptı ve Galatasaray'ın günlerdir fiyat düşürmek için uğraştığı futbolcuyu çok daha kısa bir sürede kadrosuna kattı. Fenerbahçeliler'in sevinmesi bu açıdan son derece normaldir, ama onları asıl heyecanlandıracak olan Stoch'un kalitesi olmalıdır ki 21 yaşındaki bir yıldız adayını getirdiler Türkiye'ye. Twente'deki performansı kendisini izlemeyenleri bile heyecanlandırmaya yeter Stoch'un. Birkaç sezona kadar Anelka ya da Okocha gibi parlatıp satabilirler kendisini.

Galatasaraylıların ise Dos Santos ve/veya Kewell kalacaksa üzülmek için, kalmayacaksa  sevinmek için pek bir sebebi yoktur bence (ben üzülüyorum şimdilik, zira bu iki ismin kalacağı konusunda ümitlerim bitme noktasına geldi). Kimse Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'si peşine düştüğümüz futbolcuyu elimizden kaptı diye üzülmesin, bu tam da ona yakışan bir hamleydi. Her zamanki gibi gücünü, büyüklüğünü gösterip psikolojik olarak üstünlüğünü kurdu baştan. Benim de istediğim oldu, eğrisi doğrusuna geldi ve Stoch'u almadık (ya da alamadık). Uzağa gitmeye hiç gerek yok, takıma katılacak/takımda kalacak isimler bu yazıda ve aşağıdaki satırlarda gizli. İnşallah akıllarını başlarına devşirirler ve platonik aşkların peşine düşmezler yine bizimkiler. Zira gereken bol sıfır değil, bol sabırdır.

Galatasaray'da Son Dönem Saçmalıkları

 
- Haldun Üstünel'in geri plana itilip Polat'ın kankası Adnan Sezgin'in yetkilerinin artırılması rezaletin daniskasıdır. Bugün muhtelif Anadolu kulüpleri hep aynı sebepten yakınıyorsa Galatasaray'dan, bunun sorumlusu olan adam Adnan Sezgin'dir; bu adamın kulüpte daha iyi yerlere gelmesi nasıl bir saçmalıktır anlayan beri gelsin. Şikeli geçmişi, tez konusu transferleri ve o çok bahsedilen etikle alakası olmayan iş anlayışıyla Adnan Sezgin'in bu kulüpte olmasını ben sindiremiyorum. Sindirebilen varsa buyursun!

- Fenerbahçe maçında top 10 santim daha sola gitseydi kahraman muamelesi yapılacak, Elano boş kaleye kaçırmasa "alalım abi bonservisini" denilecek Giovani dos Santos'un bonservisinin alınması için herhangi bir hamle yok ama Fenerbahçe'nin de pazarlığı kızıştırdığı Stoch'un ve Petrov'un peşinden koşuluyor (Taraftarın sevgilisi yaşlı ve sakat sol açıktan bahsetmiyorum bile). Giovani Rijkaard buradayken kalmak ister, Tottenham da bu durumda bonservisinde zorluk çıkarmaz; ama biz sırf taraftar yeni bir yüz görsün, sırf onların gözleri boyansın diye aynı tarzdaki başka bir oyuncunun peşinden koşuyoruz, ne kadar pahalı olursa olsun. Eğer işin içinde artık Fenerbahçe de varsa, yapılması gereken çekilmektir, Demirören misali hırs yapmak değil! Yöneticilerin güç gösterisinin altında ezilmeyi hak etmiyor bu taraftar. Aslında bu durumda taraftarın da yönetim kadar suçu var zira her sezon yeni bir futbolcu görmeye, "belki bu olur-tutar lan" felsefesine alıştılar, yönetim de ona göre hareket ediyor. Giovani dos Santos'un ikinci bir şansı hak etmediğini düşünen binlerce taraftar, Stoch'un gelişini dört gözle bekliyor. Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin.

- Lincoln olayı var bir de, neresinden tutsan elinde kalan cinsten olan. Bu adam bir hata yaptıysa bileti neden o saatte kesilmez? Ne düşünülüyordu ki? "Parasını alıyor; golünü atacak, asistini yapacak" mı deniyordu acaba? Birkaç gol-asist değerlerinizden daha mı kıymetli? Bu adamın 25 yıllık kaptanına ettiği küfür Galatasaray'a hiçbir zarar vermez ama eğer öyle düşünüyorsan da bu oyuncunun eline bakmayacaksın daha fazla; hatta onu yedek bekletip ucuz bir şekilde cezalandırmayı hiç tercih etmeyeceksin - Galatasaray değerleri söz konusuysa!

- Servet... Ah Servet... İnsanı hiç şaşırtmıyorsun. Güle güle arkadaş, o kadar söylüyorum sadece.

- Yeterlilik ve altyapı yönünden bakarsak Kallström, Marquez, Kompany, Ballack gibi oyuncuların peşine düşülmesi gerekir bana göre fakat Haldun Üstünel küstürülür de bu işlerden elini çeker mi, Adnan Sezgin bu adamları ikna edebilir mi orası muamma işte. Emin olduğumuz tek şey, bu yönetimin bundan tam bir sene önce verdikleri güvenin ve ümidin onda birini vermedikleri.

- Bu kadar saçmalığın arasında güzel bir şey de olsun: Kıvırcık'a ömür boyu mutluluklar dilerim. O ömrünün önemli bir kısmını da burada geçirmesini tabii.

- Son olarak, Twitter'da Can şöyle demişti: "Galatasaray taraftarı elle tutulur bir şeyler yapsın Kewell için bu kadar istiyorsa.Beşiktaşlılar 3 defa yürümüşlerdi Ümraniye'ye." Kutay'ın da Giovani'yle alakalı temennilerini paylaşıyorum.

Edit: Aslında yazının başında yazacaktım ama unutmuşum. Yazıdaki transfer hedefeleriyle alakalı kısımlar varsayımlara ve dedikodulara dayanarak kullanılmıştır. Kimseden aldığım bir haber, bir duyumum falan yok.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Dead Parrot Sketch



Daha önce hiç Türkçe altyazılı bir Monty Python skeci izlememiştim, ve bence bu adamların eserlerinden mahrum kalmak büyük bir eksikliktir. Zira modern komedinin atalarından olan bu güzel insanların her işi izlenmeli. Sanırım bu alanda bir ilke imza attık biraderle (Eğer yapıldıysa da kıyıda köşede kaldıysa bilenler haber etsin, tabii ki filmlerinden bahsetmiyorum). Monty Python'ın en ünlü skeçlerinden Dead Parrot Sketch, Türkçe altyazıyla huzurlarınızda efendim.

Repleri görelim...

3 Haziran 2010 Perşembe

Güle Güle Rafa


Gitmesi gereken kan emiciler kaldı, sen gittin. Altı senede iki ŞL finali oynattın. Lig şampiyonluğu gelmese de beklemeye, destek vermeye devam edecektik. Ama daha fazla dayanamadın. Her şey için teşekkürler.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Göt Oldum


Bunun başka açıklaması olamaz. Bildiğin göt oldum. Hayır neyin gazına gelip de bunları söylemişim anlamak imkansız. Toyluk da bi yere kadar arkadaş. Neyse, özür diliyorum İtalyan ustadan. Adam duble yaptı lan. Chelsea'yi sevmiyorum orası ayrı.

Öff.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails