7 Aralık 2010 Salı
Looking For Eric
Daha 24 yaşında bu kadar sulugöz olmamın sebebi nedir diye kendime soruyorum son günlerde. Mecid Mecidi filmleri zaten her daim gönlümün bam teline dokunurdu, bir de Looking For Eric çıktı başıma.
-SPOILER UYARISI-
Ken Loach ustayı severim, bu son filmini neden bu kadar geç izledim bilmiyorum. Güç olacağına geç oldu gerçi, sonunda izledim ve ilk paragraftaki daha fazla andıkça değerini azalttığımı düşündüğüm eylemi gerçekleştirdim yine. Eric, adaşını karşısında görünce "Fuckin' hell!" diye bağırırken benim de içim bir hoş, tüylerim diken diken oldu, engel olamazdım buna büyümeyi reddettiğini iddia eden bir romantik olarak. Cantona'yı önceden beri de severdim ama son zamanlarda -malum banka karşıtı çağrısının da etkisiyle- bu sevgim katlanarak büyüdü. Son iki saattir ise "kaybeden" Eric'in Kral Eric'le her buluşmasında bu hislerim daha da kuvvetlendi. Futbolun hayatıma haddinden fazla dahil olmasına engel olamamış bir adam olduğumu düşünürsek, Loach'un benim frekansımı tam kalbinden yakalamasının bu kadar duygulanmamda büyük etkisi var elbette; fakat ustanın -sanırım yaşlanmasının da etkisiyle- "insanları-fazla-üzmeyelim"ci sosla servis ettiği bu filminden önce çok daha sert ve gerçekçi My Name Is Joe'sunu da görmüş olmamın payı da yadsınamaz, öyle sanıyorum ki. Zira Looking For Eric, My Name Is Joe'yla aynı yolda yürüyor fakat yolun sonu farklı yerlere çıkıyor: Joe elinde yine aynı sefil hayatı ve intihar etmiş gencecik bir adamın bıraktığı yükle kalırken ortada, Eric adaşının yardımıyla yıllarca sefalet içinde sürdürdüğü hayatını düzene sokuyor. Hikayenin gerçekçi olup olmamasını -bitip bitmediğini- eleştirmek haddimizi aşmak olur, Loach'un çizgisinin dışına çıktığını söylemek de aymazlık. Başroldeki Steve Evets'in role mükemmel oturması -ki Joe gibi bir karizması da yoktu, Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Bey gibi dışarıdan bakana "Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?" dedirtecek kadar zavallı bir adam görüntüsü çiziyordu fakat içinde kopan fırtınalar malumdu hepimize-, Cantona'nın şaşırtıcı derecedeki iyi performansı, en güzel hatırası, öğütleri ve -tabii ki!- golleri insana su gibi akan bir film vadetmekle kalmıyor, aynı zamanda futbolu sevmeyenlerle aramızdaki farkı da ortaya koyuyor.
Ne diyelim, kendileri kaybederler...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

3 Yorum:
Mutlu sonla bitmesinin bi diğer nedeni de Cantona'nın her halükarda insanların hayatına bi güzellik katacağı doğrusudur.Futbolu sevenler için Cantona bir efsanedir ve kendine inananları futbol sahasında olduğu gibi hayatta da üzmemesi adına Loach'ın filmi böyle sonlandırdığını düşünüyorum.Cantona aşığı bir adamın hayatını Cantona bile kurtaramazsa kim kurtarabilir ki?
Je ne suis pas humaine, je suis Cantona!
şukunu verdim chao grey :D
şaka bir yana ali ece abimizin dediği gibi bu filmi izleyip duygulanmamak elde mi?
Yorum Gönder