30 Eylül 2009 Çarşamba

Kim bu? #6


Edit: Zor sormuşum lan harbiden. İpucu vereyim: Futbolla alakası yok. İğrenç oyunculuğu olan bir aktris.

Cevap Jessica Alba.

Edit 2: Ulan aklım nerdeydi bilmiyorum. Alba değil Biel olacak. Oyunculuğu da iyi baya. Ehehe.

CSKA Moskova: 2 - Beşiktaş:1


En çok şikayet ettiğimiz şeylerdendir futbol yorumcularının "bu adam burada oynar mı yahu" diye serzenişte bulunmaları. Brezilya'nın Konfederasyon Kupası'ndaki bir maçını yorumlarken Ömer Üründül az söylenmemişti "Daniel Alves sol bekte oynar mı" diye; birkaç dakika sonra Daniel Alves gol atmıştı, frikikten de olsa. Benim de pek hoşuma giden bir durum değil bu; Meira orta sahada oynar mı, Sabri sağ bekin adamı değil, ya da Baros sağ açığa nasıl geçer diye uzun uzun tartışmaya girecekken çekildim çoğu kez. Bu duruma benzer eleştirilerden birisi de oyuncu seçimlerini eleştirmektir ki o daha tehlikeli. Mustafa Denizli'yi eleştirirken bu iki unsuru kullanacağım birazdan.

Beşiktaş Nihat'ı yeniden Türkiye'ye getirerek büyük bir risk altına girdi. Çünkü Nihat bir basamak geri inmiş olacaktı kariyerinde, güvenini kaybetmesi olasıydı. Ve benim bu akşam gördüğüm Nihat dibe vurmuş durumda. Gelir gelmez kaptan yapılması, ısrarla forvette oynatılması, el üstünde tutulması gereken bir adamdı Nihat. Ne var ki Mustafa Denizli üçünü de yapmadı. Kararlı bir yapıya sahip olan Nihat da dayanmaya çalışıyor ama böyle giderse çok kötü duruma düşecek; ki ben Nihat'ı seven birisi olarak bunu istemem, her ne kadar Beşiktaş'ta oynasa da.

Bir başka sorun Nobre-Bobo-Holosko üçlüsü. Bobo ve Holosko'ya üvey evlat gibi bakıyor Denizli. Nobre'nin sözleşmesini fahiş bir ücretle uzatmaya göz yumduğu yetmediği gibi, kendisinden de vazgeçmiyor. Halbuki Nobre kesinlikle Bobo'ya tercih edilmesi gereken bir adam değil. Son vuruş yok, soğukkanlılık yok, hız yok, teknik yok, yok oğlu yok. Var olan tek şey, çalışkanlık. Beşiktaş seyircisinin kendisini çok sevmesi de bu yönde yapılan yorumları haklı çıkarıyor. Zira hep denir ki; "Bir futbolcunun Beşiktaş seyircisinin gözüne girmek için deli gibi koşması yeterlidir." Bence garip bir durum. Bobo Nobre'nin yanında Ronaldo'dur çünkü. Bobo'yu da oynattığı kısa sürede sol açıkta kullanıyor Denizli. Dripling az da olsa var ama hız yok Bobo'da, bir kanat oyuncusunda bu özellikler yoksa yırtıcılık olmalıdır, o da yok Brezilyalı'da. E sen o zaman bir şey bekleme bu adamdan sol kanatta. Holosko'nun moralinin iyiden iyiye bozulduğunu gözlemledim, bu durum Denizli'den kaynaklanıyor deyip iyice yüklenmek de istemiyorum ama başka bir ihtimal de gelmiyor aklıma.

Ekrem Dağ konusuna gelelim; bugün Dzagoev'in yanında gördük çoğu kez. Derbide de Arda'yı marke ediyordu. Adam markajının çağdışılığından dem vurmaya gerek yok; Ekrem'in defansif zaafını görmek varken. Bunu görmekte de diretiyor Mustafa Denizli.

Kaleci rotasyonu ise çok anlamsız. Hakan'ın takıma nasıl hala monte edilemediğini anlamak güç. Rüştü çok zayıflayan refleksleriyle bitişe iyice yaklaştığının sinyallerini veriyor; ki Rüştü'yü biz refleksleriyle tanıdık. Hakan'ı da gördük bu sene, Beşiktaş kalesini artık alması gerekiyor. Yenilen ikinci golde Rüştü'nün hatası barizdi bence. Hakan daha genç bir kaleci olduğu için o topu kurtarırdı.

Claude Puel'e basiretsiz dedim ama, Denizli'nin yanında taktik deha kalıyor Fransız hoca. Beşiktaşlı arkadaşlar kusura bakmasın ama ŞL'de yeniden sıfır çekecek gibi duruyor Mustafa Denizli. Açıklamalarından tutun da motivasyon eksikliğine kadar basiretsiz bir adam Denizli. Bir türlü takımın üzerindeki baskıyı atıp da rahatlatamadı futbolcuları. Beşiktaş için felaket ya da kurtuluş senaryosu yazmaya elim gitmiyor. Bu süreçte ayakta kalan iki isim var: Ernst ve Ferrari.

CSKA'da Guilherme'yi göremedik ama Dzagoev ismini iyice ezberletti. Golünde Rüştü'yü önde gördü mü bilmiyorum ama vuruşu aşırtmaydı. Pasları, hırsı ve oyun görüşü müthiş. Bakalım seneye nerede oynayacak genç Rus?

Bridges



Jeff Bridges'in The Big Lebowski ve The Fisher King'deki halleri... Bir yerde The Big Lebowski'deki kostümlerinin tamamının kendi dolabından olduğunu okumuştum.

Futbolun Güzel Yüzü #10


Mükemmel ikili #10


Yatacak yeriniz yok...

Happy Birthday #28


Monica Anna Maria Bellucci

30 Eylül 1964, Città di Castello, Perugia, Umbria, Italy

Sting



Hakan Abi'nin blogunda Sting'i görünce aklıma düştü, kendisi Fiorentina'nın Sporting Lisbon'la oynadığı ŞL ön elemesinde de tribündeydi. "Ulan bu adam İngiliz, Fiorentina taraftarı mı yoksa?" diye düşünürken Dirty Tackle'da konuyla alakalı posttaki yorumlarda gördüm ki bizim Englishman Toscana'da yaşıyormuş.

Ashley #5

Juninho'nun vârisi #3


Miralem Pjanic Lyon'un 8 numaralı efsane formasını sırtına boşuna geçirmediğini ispatlıyor gün geçtikçe. Dün geceki Debrecen maçındaki 2 asisti ve 1 golü duran toptan. Frikik golü Juninho'dan neler öğrendiğini çok iyi gösteriyor. Kornerlerdeki becerisi de keza. Oyun zekasında geliştirmesi gereken şeylerin olduğu yadsınamaz ama güveniyoruz genç Boşnak'a. Zaten Juninho'nunki kadar defansif yönü yok; Reis agresif, azimli, enerjisi bitmeyen çalışkan bir orta saha oyuncusuydu. Pjanic Puel'in 4-3-3'ünde kendisine yer bulmak istiyorsa ya defansif yönünü geliştirip orta sahada oynayacak, ya da kanada razı olacak. Ama dedik ya, güveniyoruz O'na. Golü ve asistleri aşağıdaki postta.

Juninho'nun vârisi #2
Juninho'nun vârisi

Not: Daha önceden açıkladım ama kaçıranlar olmuştur belki; Juninho'ya Reis dememin sebebi isminin Reis olmasıdır. Başka bir sebebi yok.

Guilherme ve Dzagoev


Bu akşam 19.30'da başlayacak CSKA-Beşiktaş maçı (sanırım Rusya'nın saat farkından ötürü). Beşiktaş'ın CSKA'dan puan alması şart eğer gruptan çıkmak istiyorsa. CSKA'nın durumu nedir, formdalar mı, nasıl bir kadroya sahipler bilgim yok ama benim için önemli olan iki futbolcuları var: Alan Dzagoev (soyadı nasıl okunuyor?) ve Guilherme Gusmao. Dzagoev Chelsea'nin markajındaydı bir aralar, bir buçuk seneye kadar bir yere gitmezse yine Chelsea ilgilenebilir (!) kendisiyle. CSKA'da 10 numarayı giyiyor orta saha oyuncusu. Guilherme ise Cruzeiro'dan beri fırsat buldukça takip ettiğim genç forvet. Real Madrid'in Huntelaar'ı almadan önce takip ettiği isimlerden birisiydi. Dinamo Kiev kendisini 5 milyon euroya almıştı, Ukrayna'da 6 maçta 4 golü, 5 asisti var. Bu sezon ise CSKA'ya kiralandı Brezilyalı (700 bin euroya); şimdiye kadar 8 maçta 4 gol ve 2 asistle oynamış. Bu iki genç FM'deki kadar iyiler mi kontrol etmek için ekran başında olacağım 19.30'da.

Happy Birthday #27


Franklin Edmundo Rijkaard

30 Eylül 1962, Amsterdam, Hollanda

Ashley #4

29 Eylül 2009 Salı

Debrecen:0 - Olympique Lyonnais: 4 / Miralem Pjanic'in gecesi


Açıkçası Liverpool'un 1-0 yenebildiği bir takımın kendi sahasında Lyon'u zorlayacağını düşünmüştüm ama yanıldım, hem de dört kez. Liverpool Jovetic'in golleriyle Floransa'dan çıkamazken Lyon da Debrecen'i çok rahat geçti. Star TV sağolsun hiçbir maçı vermediği için internetten kanal aradık, 10-15 dakika fire olsa da maçı izledik.

Daha üçüncü dakikada Pjanic korneri kullanacakken ceza sahası çizgisindeki Kallström'ü gördü, tam da İsveçli'nin sevdiği topu attı, O da golü yazdı. Lyon'un artık endişelenecek pek bir şeyi yoktu, çünkü böyle takımlar bir golle dağılır. Sonra 13. dakikada yine Pjanic çıktı sahneye, ustasından öğrendiği gibi frikiğini yazıverdi. 24. dakikada yine Pjanic korneri kullandı, kaptan Govou kafayı çaktı ve bileti kesti. Debrecen için koskoca bir 65 dakika kabus olacaktı artık. İkinci yarı bir gazla çıktılar, deli gibi pres yapıp müthiş bir konsantreyle paslaştılar ama Lloris boşuna Fransa'nın en iyi kalecisi olmadığını ispatladı. Derken 50. dakikada Gomis Kallström'ün pasına her zamanki gibi defansla boğuşarak koştu, kafasıyla topu kaleciden kurtardı, aşırtmayla maçın skorunu belirledi.

Debrecen taraftarı bir acayip, durum 4-0 olmuş adamlarda gırgır şamata tam gaz devam ediyordu, hayret. Maç Ferenc Puskas stadyumunda oynandı, Debrecen'in stadı UEFA kriterlerine uymadığı için. Lyon'un önünde iki Liverpool maçı var şimdi, ilki Anfield Road'da olmak üzere. Liverpool Fiorentina'ya yenildiği için sahasında puan kaybetmez bence; ama Gerland'dan çıkamazlar.














İkisi bir arada #17


Fotoya tıklayınız...

Debrecen - Lyon Maç Öncesi


Olympique Lyonnais tarihinde ilk kez bir Macar takımıyla karşılaşıyor bu akşam Şampiyonlar Ligi E Grubunda. Debreceni de tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde. Son derece şanssız bir kura çektiler ama Liverpool'a karşı aldıkları 1-0'lık mağlubiyete çok da üzülmüyorlar. Lyon'un eksiklerini iyi değerlendirirlerse Macaristan'da puan bırakabilir Lyon. Debrecen elemelerde sahasında maç kaybetmedi, ama Lyon da 2004-05'ten beri ŞL gruplarındaki 15 deplasman maçının 10'unu kazanıp 2'sini kaybetti sadece.

Lyon'da Lisandro Lopez, Cleber Anderson, Boumsong, Michel Bastos, Bodmer ve Cesar Delgado sakat. Ederson'un oynayıp oynamayacağı şüpheli. Debrecen'de ise Zoltán Szélesi, Djordje Pantić, Róbert Feczesin sakat; Gergely Rudolf , László Bodnár, Norbert Mészáros'un durumları şüpheli.

Toulalan stoperde oynayacak büyük ihtimalle, bu sezon üçüncü kez. Reveillere Puel'in sağ bek için değişmez tercihi; ki ben Clerc'i tercih ederdim gözüm kapalı. Tafer'i de Toulouse maçında attığı golden dolayı ödüllendirebilir Puel. Kallström ve Makoun artık yerlerini garantiledi gibi. 4-3-3'le oynanırsa kadro tahminim şöyle:

Lloris
Reveillere (Clerc) - Cris - Toulalan - Cissokho
Makoun-Kallström-Pjanic
Govou-Gomis-Tafer (Ederson)

Lyon Macaristan'a şu oyuncularla gitti: Lloris, Vercoutre - Réveillère, Clerc, Seguin, Cris, Cissokho, Kolodzieczak - Makoun, Toulalan, Källström, Gonalons, Pjanic, Govou, Ederson - Tafer, Grenier, Gomis, Belfodil

Zorlanırız ama kazanırız diye düşünüyorum. İnternetten yayın için tıklayın.

27 Eylül 2009 Pazar

Gücünüzü Toplamanız Gerekiyor


Galatasaray yeni sisteme geçişinin sancılarını ilk Tobol maçından sonra Eskişehirspor maçında da yaşadı ve beraberlikle ayrıldı sahadan. Açıkçası ben yeneceğimizi bekliyordum ama çok da sorun değil. Geleceğimizi kurtarıyoruz biz, ligde birkaç sene şampiyon olmasak da olur. Canımı sıkan ne Sabri'nin adam olmasına dair ümitlerimin bitme noktasına gelmesi, ne golü yedikten sonra oyun anlayışımızdan eser kalmaması, ne beraberlik. Canımı sıkan "10. hafta adamları". Yine başlamışlar Rijkaard'a sallamaya, Rijkaard'ı geçtim resmen Galatasaray taraftarına hakaret edenler var. Pis kokuları burnumuza kadar geldi, eksik olmasınlar (!). Bu haftalık emdikleri kanlar ayakta durmaları için yeter onlara.

...

20.12.1965-?

Baba #7

Hastasıyım


Biz de yapalım bu pankartlardan be. Yetkililer!

"Nöbetçiler!" gibi oldu lan bu da.

Twilight


Her yerde görüyor ve duyuyordum, "Twilight şöyle Twilight böyle" diye; "neymiş lan bu filmin olayı bi izleyelim" dedim. Demez olaydım. Kadın okuyucular kusura bakmasın ama filmin kadın elinden çıkma olduğu belli. Bu kadar uzun ve sıkıcı "romantik" sahneleri ilk kez gördüm. Biz romantizmi Tarantino'yla öğrenmiş adamız yemişim vampirleri. Diyaloglar vasat, oyunculuk vasat, senaryo vasat; filmde güzel olan iki şey var: Ashley Greene ile Kristen Stewart. Budur. Notum 10 üzerinden 5.

Ashley #2

Benzema vs Tenerife






Zlatan #3


O atmaya devam ettikçe Zlatan postları gelmeye devam edecek. Adamım benim. Bu arada aşağıdaki fotoğraf da Pique'nin golünden bir kare, İbo'dan rol çalıyor Pique.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Olympique Lyonnais: 2 - Toulouse FC: 1


Aşağıda Claude Puel'e "basiretsiz" dememin sebebi tektir: Mathieu Bodmer. Bas bas bağırıyoruz "bu adam defansta harcanıyor" diye, bu maçta patladı Bodmer. Aslında PSG maçında da ofsaytı bozmuştu ama bu maçta yaptığı hataların yanında ondan bahsetmeye gerek bile yok. Golde adamını kaçırdı, bir keresinde de Gignac'la mücadele ederken çok büyük bir hatayla Gignac'ın topa vurmasına izin verdi. Zaten Puel de ikinci yarı çıkardı kendisini; adamda ne özgüven kalmıştır ne moral bu hareketi yüzünden Puel'in.

Lyon maça Lloris-Reveillere-Cris-Bodmer-Cissokho, Makoun-Kallström-Toulalan, Pjanic, Govou, Gomis onbiriyle başladı. Yedek külübesinde Ederson, Delgado, Lopez, Bastos gibi oyuncularından yoksundu takım. 4-3-3 dizilişiyle oyuna başlayan Lyon'da maçın adamı bence Gomis. Müthiş fiziği ve presiyle savunmaları delmeyi biliyor her maçta. Golünü de attı, kendi ceza sahasına kadar gelerek top da kaptı. Teknik yönden eksikliği malum fakat bu yırtıcılığı takdire şayan.

Lyon daha doğru dürüst oyun planı kuramadan Bodmer'in hatasından yenilen gol her şeyi altüst etti. İkinci yarı Bodmer'in yerine 18 yaşındaki Tafer'i oyuna aldı Puel. Tafer de Cissokho'nun pasıyla golünün attı 52. dakikada. Tafer için yeni Benzema diyorum ben. Tekniği ve hızı andırıyor Karim'i, ayrıca Cezayir kökenli kendisi.

Kanal A'nın yorumcusu Govou düşmanlığına tam gaz devam ediyor. Bir pozisyonda spiker "Govou, geçemedi rakibini" dedikten sonra şu cümleleri duydum kendisinden: "Valla ben senelerdir izliyorum Govou'yu, adam geçtiğini göremedim". Yorum yapmıyorum, zaten daha önce değinmiştim kendisine.

Toulalan Bodmer çıktıktan sonra stopere geçti bu sezon ikinci kez. Hatasız oynadı ama orta saha bu iki isme daha fazla ihtiyaç var. Her ne kadar Kallström, Makoun ve Pjanic oyun görüşü çok iyi olan oyuncular olsalar da, Toulalan ve Bodmer'in pasları çok daha isabetli. Toulalan'ı izlediyseniz bilirsiniz, Mehmet Topal gibi düşercesine yürür ama müthiş bir dengesi vardır. O hareketleri yaparak bir pozisyonda topu kurtarmak için birkaç kez dalgalandı ve topu sağ salim ulaştırdı yerine, çok güzeldi. Kallström iyiydi ama yedek kaldığı günlerden kalma aceleciliğini üzerinden atamamış henüz.

Toulouse'da Gignac yalnız kaldı, eline geçirdiği fırsatları da doğrudan kaleyi düşünerek harcadı. Le Mans'dan tanıdığımız Yohann Pele müthişti, gollerde yapabileceği hiçbir şey yok neredeyse. Lloris ligin en iyi kalecisiyse Pele de en iyi ikinci ya da üçüncüsüdür sanırım. Moussa Sissoko golünün dışında bir de bomboş kaleye bir gol kaçırdı, maçın genelinde de iyiydi. Gelişimini hızla sürdürüyor. Ben kendisini defansif yönü kuvvetli olan bir oyuncu olarak bilirdim ama hücumda da çok etkili.

Miralem Pjanic'ten bahsediyoruz sık sık, bu akşam biraz hayal kırıklığına uğrattı açıkçası bizi Bosna-Hersekli genç oyuncu. Juninho tarzı ölü yaprak vuruşuyla gole yaklaşmış olması bir yana; iki pozisyonda arkadaşları boşken kaleyi düşünmesi çok yanlış kararlardı. Decisive dedik aslanım, öyle ol biraz. Ortada oynamadığı zaman etkili olamıyor diyebiliriz ama biraz kafası dağınıktı bence. Govou ise Kanal A yorumcusunu haksız çıkardı bol bol. Çok pozisyon üretti, çok canlıydı, çok çalıştı. Biz de biliyoruz Govou bir Ribery değil ama rotasyonda olması gerekiyor böyle adamların. Yahu adam çalımladı, yorumcu "karşısındaki de bu akşam her türlü çalımı yedi" dedi, maçtan çıkarıldı "işte böyle bir maçı çıkaramayacak kadar zayıf" dedi. Manyak mıdır nedir, her Allah'ım... Neyse konuşmayacaktık.

Sonuç olarak, Lyon kesinlikle kaybetmemesi gereken maçı iyi oynamayarak çevirdi. Puel'in kafasında 4-3-3 var gibi ama bol bol değiştiriyor taktiğini. Takımda belli bir hücum planı yok, Gomis'e bol bol şişiyor toplar; O sahada yokken ne olduğunu henüz göremedim. Ama iyi ki Lyon'a gelmiş, gerçekten müthiş bir forvet.

Basiretsiz

Pink Floyd - Not Now John

Pink Floyd'un en sert ve en politik şarkılarından birisi Not Now John. Savaş karşıtlığını alaycı bir dille gösteriyor bu şarkıda Roger Waters'un yazdığı sözleri okuyan David Gilmour. Klibi yüklemedim, "fuck all that" yerine "stuff all that" kullanılıyor çünkü klipte. Yine de izlemek isterseniz tıklayın.



25 Eylül 2009 Cuma

Futbol Topu Böyle Vuruşları da Gördü vol. 7

Yedinci bölümümüzdeki gol diğerlerine göre biraz farklı. Golün asistindeki vuruş önemli çünkü. Bu gol atıldığından beri hep söylerim; golü Messi atmadı, Xavi attırdı. Messi'nin kafasıyla topa iyi yön veremeyeceğini hepimizden iyi Xavi bilir takdir edersiniz ki, bunu hesaplayarak kolay bir kafa vuruşu yaptırmak için topu müthiş bir kavisle, Messi'nin ne kadar zıplayacağını hesaplayarak gönderdi ceza sahasına. Messi'nin yapacağı birazcık zıplamaktı sadece. Kesinlikle yaptığını küçümsemiyorum ama bu golde Xavi'nin payı yüzde 80'dir bence. Buyrun:



Takım Ruhu


Ben Galatasaray’da, Monaco’da bizim Şampiyonlar Ligi finali oynadığımız zaman yaşadığım ruhu buldum. O zamanlar biz orada bir arkadaş grubuyduk. Şu anda da Galatasaray’daki oyuncular o arkadaş grubunun ruhu gibi davranıyor. Tabiki herkesin daha iyi anlaştığı ikili veya üçlü ufak gruplar var. Herkes benim Keita ile daha yakın olduğumu, Keita ile daha ortak çalışabildiğimizi söylüyor. Fakat onun dışında Arda, Kewell, Servet ve diğer oyuncular olsun herkesin oluşturduğu mükemmel bir arkadaşlık ortamı var. Bu bize herşeyden önce sabah uyanıp antrenmana keyifle gelmeyi sağlıyor. Çünkü biliyoruz ki orada bizim takdir ettiğimiz ve bizi takdir eden arkadaşlarla birlikte güzel vakit geçireceğiz. Güzel bir zaman dilimi yaşayacağız. Maça çıktığımız zaman ise bunun etkisi oluyor. Herkes başı zora giren arkadaşının yardımına koşmak için kendisini zorluyor. Önünüzdeki arkadaşınızın yardıma ihtiyacı varsa, yanına gidiyorsunuz. Arkadaki arkadaşınızın da sizin başınızın zora girmesi durumda yardım için koşacağını biliyorsunuz. Bu şu anda yakaladığımız başarıyı sağlayan en büyük etkendir.
Shabani Christophe Nonda

Küsmüştüm sana, bu sene gönlümü alıyorsun Shabani. "Futbol adama jartiyer bile giydirir diyen" Ahmet Çakar'a hak veriyorum senin yüzünden.

Ashley

Happy Birthday #26


Michael Soren Madsen

25 September 1958, Chicago, Illinois, USA


Mark Richard Hamill

25 September 1951, Concord, California, USA

Baba #6


UEFA.com: Miralem Pjanic ve Haftanın Takımı

UEFA.com "Haftanın Seçimleri" köşesinde "haftanın takımı" olarak Galatasaray'ı göstermiş. Yazıda şöyle diyor Galatasaray hakkında:


Maç başına 3.16 gol ortalamasıyla, ilk altı maçını da kazanarak yerel ligde gelmiş geçmiş en iyi başlangıcını yapan Frank Rijkaard'ın takımına şapka çıkarmak gerek. Lider tüm engelleri teker teker aşarken eski şampiyon ve ezeli rakip Beşiktaş'ta ise durumlar farklı: Altı maçta sadece üç gol atabildiler, ve son gollerinin üzerinden 372 dakika geçti.

Aynı zamanda manşette Pjanic'le ilgili bir yazı var. Buyrun:



Juninho Pernambucano sekiz sezonda ardarda yedi şampiyonluk kazandıktan sonra Lyon'dan ayrıldığında doldurulması zor bir boşluk bıraktı. Fakat Fransız kulübü 19 yaşındaki Miralem Pjanic'le bu boşluğun dolacağına inanıyor.

Kararlı

Pjanic geçen çarşamba Lyon'un ŞL Grup E'deki açılış maçında Fiorentina'ya karşı galibiyet golünü attı. Ayrıca elemelerde de RSC Anderlecht karşısında kilidi açan ve skorun 5-1'e gidişini başlatan frikik golünün de sahibi. "Gol attığım ve bu kararlılığın bir parçası olduğum için elbette mutluyum" diyor Bosna-Hersek milli oyuncusu uefa.com'a. "Artık daha fazla oynuyorum, ama yaptığım işlerde takımın payı çok büyük. Sezonun başlangıcından beri bunları yapmaya çalışıyordum, şimdiye kadar her şey iyi gitti."

Galibiyet golü

Pjanic basına karşı konuşurken kelimelerini çok dikkatli seçiyor, ama sahada yaptığı her şey doğal. Fiorentina maçınnda Frey Kallström'ün şutunu çıkarınca topa en hızlı hareketlenen Pjanic'ti. Ayrıca Pjanic sahada hızlı hareket etmeye alışık bir futbolcu. Savaş ailesini Tuzla'dan sürdükten sonra, Lüksemburg'a yerleştiler; Pjanic de FC Metz'de oynamaya başladı.

Yatırım

14 yaşındayken altyapıda büyük çıkış yakaladı ve 2007-08 sezonunda A takıma çıktı. O sezon 27 maçta oynadı; top kontrolüyle, duran toplarıyla ve önemli anlardaki ustalığıyla dikkat çekti. Lyon'un kendisi için Haziran 2008'de 7.5 milyon euroyu gözden çıkarması kuşkusuz bir yatırımdı (sound investment). Pjanic Stade de Gerland'daki ilk sezonunda sadece 5 maça 11'de başladı -18 yaşındaki bir oyuncu için pek olağandışı değil- ama Juninho'nun 8 numaralı formasını giymeye başladığından beri büyük gelişim gösterdi.

'İzin'

"Sezon öncesi kampında Juni'yi çağırdım ve formasını giymek için izin istedim." diyor Bosna-Hersek formasını 10 kez giymiş olan Pjanic L'Equipe'e. "Bana endişe etmememi ve fazla baskı hissetmemem gerektiğini söyledi. Juni burada müthiş işler yaptı. O'nu takdir ettim, ayrıca 8 numaralı formasını da seviyorum. OL'da iyi bir sezon geçirmeyi bekliyorum, geçen sezondan daha iyi." Lyon da aynısını bekliyor. Şüphesiz sezon daha iyi başlayamazdı.

24 Eylül 2009 Perşembe

Thierry Henry

Henry Arsenal günlerinde David Weir'ı öldürmeye çalışırken... Daily Mail Manchesterlı Fabio'nun Wolveslu Michael Knightly'ye dalışından sonra bir "Futbolda korkunç müdahaleler" yazısı yayımlamış, o hatırlattı Henry'nin bu müdahalesini. Yazıyı çevirecek durumda değilim, okumak isteyen buyursun.



Ligue 1'deki en yüksek maaşlar


L'Equipe'in haberine göre, Fransa Ligi'nde en yüksek maaşı alan ayda 425 bin euroyla Lyonlu Lisandro Lopez. O'nu 310 bin euroyla Gourcuff ve 300 bin euroyla Lucho Gonzalez takip ediyor. Teknik direktörüne en çok ödeyen de Lyon, 231 bin euroyla (So Foot da Puel'in Lyon'da son 10 yılda hiçbir şey kazanmamış tek hoca olduğunu hatırlatmış). Ligue 1'de bir oyuncunun ortalama maaşı 34.800 euro; bu rakam İspanya'da 85.000, İngiltere'de 80.000 euro. Lütfen "adamlar top oynuyor, üstüne para alıyor" geyiğini yapmayın.

22 Eylül 2009 Salı

Lyon ve Paris Tarihinden Oyuncular Part 2


İkinci Bölüm

İki kulübün formalarını giyen başka oyuncular da oldu elbette - az bir süre için olsa da. Mesela; Daniel Bravo, Luc Borelli, Jean-Pierre Destrumelle, Patrice Loko, Pierre-Alain Frau, Vikash Dhorasoo, Jean Djorkaeff ve hatta Raymond Domenech (1981-1982'de) PSG'de oynadı. Bugünlerde, dört PSG'li oyuncu eskiden Lyon'da oynamış olanlar. 12 sezon Lyon formasını giydikten -518 maç- ve 7 kez Fransa Şampiyonluğu kazandıktan sonra; OL tarihinin en iyi kalecisi Gregory Coupet bu sezon PSG kalesini koruyor. Lyon altyapısından çıkma Ludovic Giuly (sihirli afacan) iki sezondur PSG'de oynuyor. Lyon'la 3 şampiyonluk kazanan Peguy Luyindula ve Jeremy Clement de Antoine Kombouare'nin takımında mutlu günlerini yaşamakta şu sıralar.


Bu durum antrenörler için de geçerli. Lyon'la 3 şampiyonluk kazanan Paul Le Guen, PSG'yi 2,5 yıl çalıştırdıktan sonra bıraktı geçen sezonun sonunda. Lyon'da 2006 ve 2007'de şampiyonluk yaşayan Gerard Houiller PSG'yle de şampiyon olmuştu; 1986'da. Son olarak, PSG'de 7 sene oynayan Joel Bats 2000'den beri Lyon'da kaleci antrenörlüğü yapıyor.

Baba #5

Türkçe FM 2010 için 10.000 imza


FM 2010'u orijinal alacaklarını taahhüt eden 10.000 kişi bulunursa, Sports Interactive demoya Türkiye Ligi'ni ekleyecek ve oyunu Türkçe dil desteğiyle yayınlayacak. Ben henüz karar aşamasındayım, ama büyük ihtimalle imzayı vereceğim. Şu an itibariyle 1352 imza var. Bu güzel bir fırsat, değerlendirmek lazım.

Happy Birthday #25


Harrison Kewell

22 September 1978, Sydney, New South Wales, Australia

Fergie'nin Keyfi Yerinde


Pazar gün oynanan Manchester derbisinde durum 3-3'ken 1.5 dakika fazladan uzatan hakem yüzünden Manchester'ın mavi yakası sinirinden kızarmıştır eminim ki. Mark Hughes "bir açıklama bekliyorum ama o açıklamayı yapacaklarından şüpheliyim" diyor. Yukarıdaki fotoğrafta Fergie ile Alan Wiley de çok kötü yakalanmış. Dirty Tackle fotoyla alakalı biraz geyik yapmış, okumak isterseniz tıklayın. Çok güldüm ama çevirmeye üşendim, çevirecek olan varsa yorumlara yazıversin.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Kasımpaşa: 1 - Galatasaray: 3


  • Galatasaray'ın bu seneki oyunundan bahsederken "Total Futbol, Barcelona, Cruyff" gibi kelimeleri kullananları sevmeyenler çok fazla ne yazık ki. Halbuki göbekten bağlı hale geldi bu kültüre Galatasaray. Eğer Barcelona'nın sabrı bizde de olursa Barcelona'nın futbolu da bizde olur, bu gerçek su götürmez. Çünkü şimdiki Barcelona futbolunun mimarlarından birkaçı bu topraklarda nefes almaya devam ediyor. Ben de konuya böyle gireceğim, o yüzden eğer bahsettiğim olgulardan hazzetmeyenlerdenseniz, yazıya devam etmenizi tavsiye etmem.
  • Geçen seneki ŞL Yarı Finali'nde Chelsea Barcelona'yı neredeyse durduruyordu sert futboluyla ve çirkeflikleriyle. Barcelona ise oyun disiplininden kopmadı, haksız bir kırmızı kart yemesine ve penaltısı verilmemesine karşın ağlamadı, oyununu oynadı ve son dakika golüyle Chelsea'yi eledi. Kasımpaşa'nın Chelsea kadar fizik kondisyonu yoktu muhakkak, fakat maçın akıbeti açısından Galatasaray yukarıda anlattığım yönüyle Barcelona'ya benziyor.
  • Yılmaz Vural Kasımpaşa'ya karakter kazandırmış, burası kesin. Elle müdahaleler, kışkırtmalar, sertlikler gırla Vural'ın oyun anlayışında. Geçen seneki Sivasspor gibi bayağı bir puan koparmaları muhtemel bu oyunlarıyla. Oyun karakterleri hocalarının karakterine çok benziyor. Yılmaz Vural'ın maçtan sonra hakemden şikayet etmesi şüphesiz bu durumun bir göstergesi. Sancak'la Keita'nın didişmesi ise bu anlayışın en bariz görüntüsü. Keita'nın sola geçmesi gerektiğini bas bas bağırdım, Allah'tan öyle oldu da kırmızı kart falan çıkmadı.
  • Hakem konuşurum diğer blogların aksine, bu hakemi de konuşacağım muhakkak. Daha dün Bilica'nın hareketine sarı kart çıkarılmadı diye o kararı örnek aldığını zannettim ben Kewell'ın düşürüldüğü pozisyonda. Halbuki iki pozisyonun da kırmızı kart olduğunu herkes biliyor. Ali Güneş'in kalecilik refleksine ise diyecek birşeyim yok, oyun karakteri çerçevesinde gelişen bir hareket.
  • Galatasaray'da Caner Erkin'in sol bek olamayacağını iddia ediyorum ben. Pozisyon bilgisi çok zayıf, kararları çok zayıf, oyunu okuması çok zayıf. Forvet hattında oynuyor bu adam, sol bekte oynaması çok absürd oluyor bence; ama yine de eksikleri giderilemeyecek kadar büyük değil. Zaman gösterecek Galatasaray kariyerinin nasıl bir yönde gideceğini Caner'in. Hakan Balta'nın ikinci yarının başında girmesini bekliyordum ama Rijkaard'ın seçimi çok doğruydu. Caner'in güven kazanması açısından yapılması gereken buydu çünkü.
  • Galatasaray'a karşı bol bol sertlik uygulayan ve pres yapan Kasımpaşa, hızlı bir atakla golü bulunca Galatasaray'ın yapması gereken basitti: aynı oyuna devam etmek. Eskiden olsaydı o panikle ilerde kimin olduğuna bakılmadan top şişirilir, bekler deli gibi sağdan soldan akar, orta saha oyuncuları şut denerdi fütursuzca. Ama şimdi durum öyle değil, oyun disiplininden kopulmuyor, oyun soğukkanlılıkla her zamanki gibi rakip sahaya yıkılıyor, rakibi yormaya çalışılıyor, işte bu yüzden Galatasaray'ın oyunu Total Futbol'a Giriş olarak adlandırılabilir. Tabii ki bu son dakika gollerini şansa, sonradan giren oyuncuların attığı golleri de bireysel performansa bağlayanlar olacaktır, onlara "iyi bağlamalar" diliyorum.
  • Elano'nun çıkacağını bekliyordum, ama Kewell'ın çıkmaması beni şaşırttı. Fizik kondisyon problemi olan bir oyuncu yerine Baros'un tercih edilmesinin sebebini ise gördük: Kasımpaşa sahasında olabildiğince top tutmak. Nonda'nın "duvar" özelliği ve Keita, Kewell, Arda'nın driplingleri sayesinde bu mümkün oldu.
  • Nonda'nın geçen seneki performansı beni çok üzmüş ve sinirlendirmişti. Az sövmedim kendisine, bilenler vardır. Her futbolcu gibi oynamak istedi, futbolcuya karşı düzen hakkında laflar ettikten sonra bu düzenin kendisini yememesi için fazla ön plana çıkmadı, sözleşmesi garantiye alındığı için de amiyane tabirle bol bol yattı. Ama Rijkaard'ın gelir gelmez söylediği "Hepimiz yeni bir sayfa açıyoruz" sözüne inandığını gösteriyor. Gerçek anlamda rotasyon da garanti olunca, eski futbol aşkı görüldü Nonda'da.
  • Son olarak, yöneticilerimizin taraftarla bütünleşmesi de takım ruhu adına müthiş bir gösterge. Adnan Polat'ın yüksek bilet fiyatlarına verdiği tepki de çok güzel bir davranış. Her şey çok güzel olacak...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails