
Mehmet Topuz transferi futbolumuzdaki en büyük eksikliklerden birisini göz önüne getirdi: cehalet. Bu konuyla alakalı daha önceden bir şeyler yazmak isterdim, ama emin olmadığım bir şeyden emin oldum bugün; o yüzden şimdi yazıyorum. O şey ise
Çivili Krampon'da gördüğüm Özer Hurmacı röportajındaki şu bölüm:
"[Turkiye'de] Altyapıda en önemli gördüğüm sorun da eğitim. PAF'ta oynayan arkadaşların çoğu okula gitmiyor. Bu çok büyük bir eksik. Almanya'da "Önce okul, sonra futbol" diyorlar bize. Liseyi bitirdim, İngilizce ve Fransızca öğrendim. Zaten Almancayı biliyordum. Hocam diyordu ki, "Büyük takıma gideceksen okulda da iyi olmalısın." Burada "Ya futbol ya okul" gibi bir düşünce var gençlerin kafasında. Bu konuda çok acil önlem alınmalı. Oyuncu en azından liseyi bitirmeli ve üniversiteyi kazanıp kendisine güvenini sağlamalı. Buradaki PAF maçlarında çocuklar sanki ölüm-kalım mücadelesine çıkmış gibiydi. Topu ayağımda durdurmaya korkuyordum, arkadan gelip biri biçer diye. Keşke bu çocukların hayatta futboldan başka alternatifleri de olsa. "Futbol benim ekmeğim" deyip hırsla saldırıyorlar ve bu onların gelişimini de eğitimini de olumsuz etkiliyor."
Tamamiyle can alıcı bir tespit genç futbolcudan. Son derece eğitimli ve akıllı olduğu belli. Özer'in sözlerine benzer bir şeyi geçen bir arkadaşıma söylemiştim. Dedim ki, "Türkiye'de de Amerika'daki gibi kolej ligi sisteminin olması lazım. Gençler ya okuyor ya da spora yöneliyor. Bu yüzden sporcularımızın çoğu cahil." Tabii Amerika'da basketbol kolej ligi olduğunu o arkadaşım söyledi bana, bu sayede kafamdaki tüm taşlar yerine oturmuştu. En azından futbolcularımız için bu cehaletten bahsetmek mümkün. Bence de sporun okullarda daha fazla yayılması lazım. Beden eğitimi dersleri erkeklerin yarısının voleybol oynayan kızlara bakıp ağız sularını akıtmasıyla, diğer erkeklerin de minyatür kale oynamasıyla geçiyor maalesef. Bu konu hakkında uzun uzadıya konuşacak değilim, ama sporcularımızdaki cehaletin asıl kaynağının bu olduğu ortada.
Not: Bu "cehalet" meselesine ilk değinen blog yazarı kardeşim
Sinan'a da teşekkürler.