29 Nisan 2009 Çarşamba

Büyüklük ayrıntıda gizli #4


Howard Webb Collina değil tabii ki. Ama hatasını kabul eden adamlara hep saygı duymuşumdur. Geçenlerde Manchester'ın Tottenham'ı 5-2 yendiği maçta hatalı bir kararla Manchester'a penaltı veren Webb, şu açıklamaları yapmış; ki o penaltıyla Manchester maçı çevirmeye başlamıştı:
Pozisyonu daha sonra izlediğimde bir hata yapmış olduğumu anladım; fakat bu kararı dürüstçe vermiştim. Hayal kırıklığına uğramış durumdayım.Bu hataları gelecekte yapmamak için kasedi izleyip pozisyona dikkatlice baktım. Oyuna olumsuz etki yapmayı hiç bir zaman istemem. Ama bana hiç hata yapmamış bir adam gösterin, ben de size hayatında hiç bir şey yapmamış bir adam göstereyim.
#3
#2
#1

Eric Gerets'in geleceği


Sıra Eric Gerets'de. Seneye Marsilya'dan ayrılacağını açıklamış. Birkaç gün önce Bayern Münih'e gitmeyeceğini söylüyordu, kim bilir belki de gitmez. Nereye gideceğinden daha çok merak edilen bir şey var şu an: bu kararın takımı nasıl etkileyeceği. Bu sene buna benzer bir örnek var aslında, Guus Hiddink. Chelsea'de kalmayacağını, sezon sonunda kesin dönüş yapacağını birkaç kez açıkladı Hollandalı. Bu kararının negatif etkilerinin görüldüğü söylenemez. Gerets'in kararı da negatif bir etki oluşturmayacaktır (bana sorarsanız beter olsunlar). Tüm kent şampiyonluğa kenetlenmiş durumda, Velodrome'daki Lyon maçında daha iyi görülecek bu. Gerets'in başarısını ne kadar istesem de, Galatasaray başındayken olmasını isterim tabii ki. Lyon taraftarıyız usta boru mu? İçimde küçük de olsa bir ümit var, belki Galatasaray'a gelir. Açıklamaları bir çok blogda var, şuradan da okuyabilirsiniz.

Barcelona:0 - Chelsea:0


Guus Hiddink'in Barcelona'ya karşı Total Futbol oynatacağını düşünmediniz herhalde. İyi bir alan savunması ve küçük sertliklerle durdurdular Katalanları. Ama avantajlı değiller, Barcelona Stamford Bridge'in o uyuz atmosferinde bir gol bulursa işler değişir. Onlar içinse en büyük dezavantaj Marquez (sezonu kapattı) ve Puyol'un (kart cezalısı) yokluğu olacak. Tahminim turu Barça geçer.

28 Nisan 2009 Salı

Govou'nun geleceği

Daha önce Juninho'nun geleceği konu olmuştu bloga. Bugün de Govou'dan konuşacağız. Şu anki kadroda Juninho ile beraber 7 şampiyonluğu gören tek futbolcu olan Govou Lyon'dan ayrılmak istiyor. Gelecek sezon sonunda bitecek olan sözleşmesini uzatmayacağını söyledi milli sağ açık. Sakatlandıktan sonra Aulas'ın kendisiyle konuşup genişletilmiş bir sözleşme önerdiğini, fakat kendisinin bunu kabul etmediğini söyleyen Govou yeni bir heyecan arıyor:

"Aslında bundan çok memnun oldum, çünkü kulübün böyle bir jest yapacağını gerçekten beklemiyordum. Bu beni düşündürdü, ama yine de ayrılmaya karar verdim. Nereye gidersem gideyim farklı bir tecrübe olacak, çünkü sadece Lyon'da oynadım şimdiye kadar. Ama seçme şansım olursa, yurtdışını seçerdim. Öyle çok büyük bir kulüp olmasına da gerek yok. Tüm seçenekleri değerlendireceğim; şehri, kulübün hedeflerini, ligi... Eğer beklentilerime uyarsa, evet derim. Uymazsa, sözleşmem bitene kadar buradayım; sorun değil."

Galatasaray'ın sağ açıkta bir transfere ihtiyacı var mı?

Juninho olmadı Govou olsun be.

İkisi bir arada #4


Roman Riquelme ve Zinedine Zidane

#1
#2
#3

Hoca istikrarı


Futbolda başarı için altın kural: İstikrar. Her alanda olması gerekir. Galatasaray UEFA'yı bu istikrarı sağlayarak aldı. Futbolcular, yönetim, hoca istikrarı vardı o zamanlar. Sonradan 10 numaralar değişti, hocalar değişti, çok şey değişti, ve şimdi buradayız işte. Ankaraspor'a haksız bir gol atıp üstüne yatmaya çalışıyoruz maalesef. Bülent Korkmaz gibi bir adamın bunları yapması içimi acıtıyor. Popescu'dan stoperliği öğrenen adamın birilerinden teknik direktörlüğü öğrenmesini beklerdik. Ama maalesef amatörlere yakışmayacak oyuncu değişiklikleriyle, disiplin kaprisleriyle, açıklamalarıyla sonsuz kredisini bitirme aşamasına geldi. Seneye kalıp kalmayacağını bilmiyorum, şimdiden istifa etmiş gibi sayılıyor zaten taraftarın gözünde. Fazla sapmadan istikrar konusuna dönelim. Şöyle örnekler geliyor aklıma: Dünyanın her alanda en büyük kulübü hangisi? Çoğu kişi Manchester United der, ben gibi. Manchester'ın hocası kaç senedir görevde? Cevap:23 sene. İnanılmaz. Süper Lig'de bir takımda 23 ay teknik direktörlük yapan kaç tane hoca var acaba? Başka bir örnek daha: Avrupa'da endüstriyel futbolun gereklerini yerine çok iyi getiren ve oyuncu pazarlamasından çok fazla para kazanan kulüp hangisi? Lyon geliyor akla. Oyuncuları pazarlayan yönetim kaç senedir kulübün başında? Cevap aşağı yukarı aynı yukarıdakiyle: 22 sene. Lyon Avrupa'da niye başarılı olamıyor peki? Çok kolay, hoca istikrarı yok da ondan. Durum böyleyken, "Galatasaray yeni yapılanmaya soktuğu kadrosuyla şampiyon olur da biz olamaz mıyız ulan" mantığı ile şampiyonluğu hedefleyen Trabzonspor yönetiminin bu yaptığı nedir? Galatasaray geçen sene yeni bir yapılanmaya girdi, doğru. Ama Hasan Şaş, Hakan Şükür, Ümit Karan gibi veteranların verdiği maddi ve manevi desteği unutmamak gerekir. Trabzon'da bunu kim verecek? Fatih Tekke'nin ardından Gökdeniz'i de satın, sonra hemen şampiyonluk bekleyin. Zor. Taraftarın gözbebeği Yattara bile satılıyordu neredeyse. Ersun Yanal istifa etmiş diyorlar; öyle bile olsa tutun kulüpte bu adamı. Trabzon'u şampiyon yapmak çocuk oyuncağı değil, kaldı ki bu kadro birkaç sene uyum sağlasın bekleyin de; beş sene sonunda bir şey olmazsa koyun kapının önüne adamı. Günü kurtararak nereye kadar?

Işıl!


Dişi Aslan 3-4 ay yok. Geçmiş olsun Işıl. Haber için fotoya...

Kurbaa


-Ulan arada ne güldük be.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Nuri'nin asisti

Dortmund'un sahasında HSV'yi 2-0 yendiği maçta ilk golün asisti Nuri Şahin'den. Müthiş bir pas atmış. Geçen sene Feyenoord'da kiralık oynamış, 26 maçta 6 gol ve 5 asiste imza atmıştı. Bu sezon da 20 maçta 1 gol ve 5 asist. İzleyin:

Klinsi-Büyük Kaptan


Futbolculuğunu bilmeyen yoktur. Müthiş bir golcüydü. İyi futbolcudan iyi teknik direktör olmaz diyenleri haklı çıkardı Klinsmann. Aslında Almanya Milli Takımı'nı iyi yönetmişti, fakat kulüp hocalığı farklıdır. Bayern Münih'ten bugün kovuldu. Bülent Korkmaz'ın akıbeti de aynı mı olacak çok merak ediyorum. En azından "Bülent istifa" diye pankart açan olmadı diyerek kendimizi avutalım (mı)?

26 Nisan 2009 Pazar

Morgan De Sanctis


Seneye takımda kim kalacak bilmiyorum; ama bir Arda'nın, bir de bu adamın kalmasını çok istiyorum. Bonservis sorunu mu artık ne haltsa çözülsün ve Galatasaray'ın kalecisi olsun yıllar boyunca. Seyircisiz geçen bir maçta ne kadar üst düzey bir konsantrasyona ve takım ruhuna sahip olduğu görüldü. Mehmet Topal'la aralarında geçen diyalogda Mehmet'in hareketleri hiç hoşuma gitmedi; inşallah olay büyümez. Mondi'den sonra böyle bir kaleci lazımdı, hatta bu adam Mondragon'dan daha iyi bir kaleci bence. Maçı yaşıyor herif. Semih Şentürk ve Ferhat Kiraz'a yaptıklarının yanında, bu akşamki performansı hep aklımda kalacak. Gitme lan Morgan.

Galatasaray:1 - Ankaraspor:1


4-3-3'e benzeyen bir sistem, Mehmet Topal stoper, Lincoln denize düşünce sarılınan yılan olmuş, Semih Kaya 11'de. Orta sahada o kadar açık verdik ki, gol yememiz kimseyi şaşırtmadı sanıyorum. Bir kontra sonucu gelen bir kornerden gol yedik. Sahada ses yok, Mehmet nasıl duymadı kaleciyi anlayamadım. Haksız bir kornerden attığımız golün üstüne yatmaya çalışınca böyle cezalandırıldık işte. Maçın bu hale gelmesinin tek sorumlusu Bülent Korkmaz'dır. Yürüyen çuvalı çıkarmak varken, Süper Lig'deki her defans tandeminin ölüm gibi korktuğu adamı çıkardı. Aslında benim tercihim Kewell olurdu, Galatasaray'a geldi geleli böyle kötü maç oynadı mı bilmiyorum. Hasan Şaş'ı oyuna alması, Kewell'ı yine çıkarmaması. Yemin ediyorum yazarken yoruluyorum.3 puan kaçmış, oyun ışık vermiyormuş, Avrupa'ya gitmek zora girmiş, falan filan... Bunlardan daha çok korkutan bir şey var beni: kutuplaşma. Ayhan ve Hasan Şaş'ın Lincoln'e atmadığı toplardan kaç tane pozisyon çıktı Ankaraspor'a sayan varsa beri gelsin. Gözümüzün önünde cephe alıyorlar Lincoln'e. Kimse "ben demiştim" falan demesin. Semih Kaya yine çok iyi bir maç çıkardı, nazar değmez inşallah. Maçtan kalan güzellikler: De Sanctis'in "Allah Allaaaah", "Bariiiiş", "Ayaaan", "Şabaniiii" nidaları; İskoç Ediz Bahtiyaroğlu, Richard Alpert'a benzeyen Mehmet Çakır'dı.

Galatasaray 1-0'ın üstüne yatacak takım mı?

Başka laf bilmez misin?


Manchester zorlanabilir, baskıyı hissediyorlar, belki yenilirler, falan filan... Birkaç haftadır Rafael Benitez'in işi gücü böyle açıklamalar yapmak. Bugün de gördüm aynı tarz bir açıklamasını. "Galibiyetlere devam edersek, belki baskıyı hissederler." demiş yine. Menajerlerin birbiriyle uzaktan yaptıkları bu "akıl oyunları" İngiltere'de bir gelenek haline gelmiş durumda, bizde de Bülent Uygun Tolunay Kafkas'a sataşmıştı hatırlarsanız. Hiç sevmediğim bir durum, söyleyeceğini ya sahada söyle; ya da muhatabının yüzüne.

Benzemez Kimse Sana #14


Gürsel Tekin ve Javier Bardem

25 Nisan 2009 Cumartesi

Happy Birthday #5


Alfredo James Pacino

25 April 1940, New York City, New York, USA

24 Nisan 2009 Cuma

Lyon:0-PSG:0


Ligue 1'in yedi sene aradan sonraki şampiyonu hayırlı olsun. Son derece tempolu bir maç oldu ama gol olmadı maalesef. Zaten Fransa Ligi, fazla gol olmamasından dolayı hemen "zevksiz" diye yaftalanıyor. Hollanda Ligi en zevkli lig mi oluyor o zaman? Maç hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok, Puel Mounier ve Pjanic'i 11'de başlatıp sonradan ikisini de oyundan aldı. Bence Mounier'i çok daha erken almalıydı, ve Bodmer'i çıkardıktan sonra Pjanic'i asıl yeri olan forvet arkasında oynatmalıydı. Maçtan akılda kalan iki oyuncu, Sakho ve Toulalan'dı benim adıma. Milli takımda bu kadar iyi oynayamayan Toululan gerçekten son derece sağlam bir duruş sergiledi orta sahada. Sakho ise kendisinden çok şey bekleyenlerin yüzünü kara çıkarmamaya devam ediyor hızla, 19 yaşında kendisi. Son olarak, geçen hafta Kaptan'a söylediklerimden dolayı özür diliyorum. Juninho müthiş oynadı. Evet yavaşlamış, ama hala çok zeki. 

Barış Manço'nun hayatı

OL-PSG


Kaç kez eleştirildim Fransa Ligi'ni sevdiğim için. Zevksizmiş, senelerdir Lyon kazanıyormuş, fazla gol olmuyormuş falan filan... Hele Lyon'a olan sempatim yüzünden iyice aforoz edildim. Güce tapıyor sandılar herhalde. Halbuki Juninho'nun kaptanlığına ve frikiklerine, bunun yanında Jean-Michel Aulas'ın yönetimine hasta olmuştum. Neyse. O adamlar hala "Fransa ligi zevksiz" diyorlar mı acaba merak ediyorum. Bu sene son derece çekişmeli geçiyor lig. Tabii çok hoşuma gitmiyor bu durum ama biraz dinleniriz en azından (kıvırma). Ligin en önemli maçlarından birisi de bu akşam 21.30'da Stade de Gerland'da Lyon ile PSG arasında oynanacak olanı. Lyon'un kaybedecek kredisi kalmadı, baskı iyice işlemiştir içlerine çoktan. Bu baskıyla başedebilecek Coupet ve Govou'nun yokluğu kötü yansıdı kulübe. Juninho var ama o da güçten düşmüş iyice. Her şeye rağmen kadro kalitesi açısından Fransa'da en i yi kulüp Lyon bence. Bu akşamki maçın favorisini Lyon olarak görüyorum. Ölüm-kalım maçı, o derece...

Bu arada fotoğraf nasıl? Süper değil mi? Şu adresten aldım.

Kendini iyice kaybeden...


5 Ekim 2008'deki Bursaspor maçından önce izinli olarak kortizon kullanan Arda'yı, Arda'ya izin veren FIFA'ya şikayet etmiş Fenerbahçeli taraftarlar. Maçta oynamak için yapılan iğne var ya, bu o işte. Ama nedense Deivid iğneyle oynasa "fedakarlık" oluyor, Arda dopingli oluyor. Adam sahada ölse hala "kondisyonsuzluktan, kendine bakmıyo, feysbukta fotoğraf yayınlamayı biliyo ama" dersiniz lan siz. Fanatik olma Çağrı, fanatik olma Çağrı, fanatik olma Çağrı, fanatik olma Çağrı...

Doping ile mücadele Kurulu Başkanı Prof. Turgay Atasü, “Ortada illegal hiçbir şey yok. Ama durup dururken büyük bir sıkıntı yaşadık. Arda bu maddeyi federasyonun bilgisi dahilinde kullandı. Arda milli oyuncu olduğu için FIFA’ya sorup izin almıştık. İşin tuhafı FIFA hem izin veriyor, hem de soruşturma açıyor” dedi.

Kaynak: Milliyet

Marcin Kuś


Geçen İBB maçını izlerken farkettim, spiker top bu adama geldikçe "Marsin Kuş" deyip duruyordu. Maç boyunca kuş beyinli gibi hissettim. Kendi kendime dedim ki "ulan bu herif Türk mü acaba?". Halbuki Polonyalı bir arkadaş kendisi. Ama soyadı "ś" harfinden dolayı "kuş" olarak okunuyo olabilir. E o zaman ben niye endişelendim ki o kadar? İçime bir kurt düştü anasını satıyım, kus mu kuş mu?

23 Nisan 2009 Perşembe

Etten duvar Vidic


Fotonun altında "All in all it's just another wall in the team," sing Pink Fl... Alfonso Elvira yazıyordu. Seviyorum bu Guardian'ı. Bu haftaki konu mankeni Vidic, devamı burada.

23 Nisan Antrenmanı


Sabri iş başında yine.

Serkan Kurtuluş'a dikkat edin, bir gün Kewell'la aynı karede görüneceğini düşünür müydü acaba? Onu düşünüyor herhalde.


United Colors of GS. Kewell bozulmuş biraz.


Lisanslı ürün reklamı.

Uğur Uçar'ı gördüm sanki. Allah'ım bize bağışla bu çocuğu.

Limon-Şeftali?


Petit'in Yeri'nden biraz kopya çekelim, şu tatil gününde bir anket yapalım. Az önce biraderle konuşurken aklıma geldi. Ice tea severlere hitap ediyor bu anket. Limon mu şeftali mi? Benim favorim limon.

Sonunda!

Sonunda French Press'ime kavuştum çok şükür. Tansaş'ta Jacobs Monarch Filtre Kahve'yle beraber 11.75 lira. Haberiniz olsun. Bu arada Pirlo ne zaman Akşam Sefası'na katıldı ya?


22 Nisan 2009 Çarşamba

Mevlüt Erdinç Röportajı (Çeviri bitti)



Sunucu: "'Şampiyonanın keşfi' bölümüyle devam ediyoruz. Saint-Claude, Jura bölgesi doğumlu genç Fransız-Türk Mevlüt Erdinç Sochaux takımına hareket kazandırdı. Birinci ligde oynama şansı kendisine Dominique Bijotat tarafından verilen oyuncu Ajaccio'ya karşı galibiyet golünü attı. Muhabirimiz Sonia Dauger kendisiyle Doubs'da buluştu."

Geçen sene Sochaux'dan ayrılmak istiyordu ama sonunda sevdiği takımda kalmaya karar verdi, ve kimse bundan pişman değil. Gol atmakta en iyisi olmak için elinden geleni yapıyor, 8 gol attı ve sezonun başından beri iyi bir gelişim gösterdi. O, Sochaux'nun yenilenmiş başarısını sembolize ediyor. Mevlüt ve Sochaux arasındaki hikaye uzun süre önce başladı.

Jean-Luc Ruty: "Kulübe 13 yaşında geldi. Geldiğindeki fiziği şimdikiyle neredeyse aynıydı, bu yüzden kendisini takıma almak konusunda biraz tereddüt ettik; çünkü biliyoruz ki eğer bir erkek fiziki büyümesini erken tamamlarsa,ileride daha fazla gelişmez."

Ama Mevlüt gelişir, ailesinden ve doğduğu yer olan Jura'dan, Saint-Claude'dan uzakta. 13 yaşında tek başına Sochaux'ya gelir.

Mevlüt: "Çok zordu gerçekten. Özellikle ilk aylar. Doğduğum yeri özlüyordum ama sonra uyum sağladım ve her şey çok güzel gidiyordu."

Bölgenin en iyi genç oyuncularını yetiştiren Seloncourt Kalesi'nde beş yıl boyunca öğrenciydi.

Kadın: "Seni burada görmek çok güzel. Uzun zaman oldu! Her şey iyi mi? Onu en son gördüğümde şu kadardı, şimdi kocaman olmuş!"

Jeremy Menez'in oda arkadaşıydı, ama adını Menez'den bir süre sonra duyurdu.

Mevlüt: "Adımı duyurmam insanlar için sürpriz oldu belki ama ben kalitemi biliyorum ve istediğim bunu sahada gösterebilmekti. Sonra bana güvendiler, takım bana güvendi; oyuncular ve antrenörler."

Hepsinden fazla, Francis Gillot Mevlüt'e bir şans verdi. Perrin tarafından pek kullanılmamıştı, sezonun başındaki rekabetten dolayı forma bulamamıştı; ama sonunda kendisini Sochaux altyapısından tanıyan ve kendisinden neler bekleyeceğini bilen antrenörünün güvenini kazandı

MEVLÜT ERDİNÇ: GÜÇ VE ZAAF, Francis Gillot

"Önemli özellikleri gücü, hızı ve hava hakimiyeti; çünkü çok uzun olmamasına rağmen iyi yükseliyor. Ceza sahasında top saklama konusunda biraz zayıf, bunu kendisi de biliyor, bunun üzerinde çalışıyoruz. Videolar izliyoruz, adım adım antrenman yapıyoruz ki bu zaafını gidersin."

1987 doğumlu diğer gençler Benzema, Nasri ve arkadaşı Menez ile 18 yaş altı takımında çabuk kaynaştı. Ama Türk kökenleri çok çabuk geri geldi. Şu an Hilal (The Crescent Moon) için oynuyor ve bundan pişman değil.

Mevlüt: "Beni çağırdılar ve doğal olarak evet dedim. Hiç tereddüt etmeden. Kalbimin sesini dinlediğimi söyleyebilirim."

Şimdi O'ndan beklediğimiz, sezonun tamamında en iyisi olması. Sochaux'nun kendisini kurtarması için 10 maçı kaldı; Mevlüt'ün tam anlamıyla neler yapabileceğini göstermesi için kalan 10 maç.

Röportajın tarihini tam olarak bilmiyorum, ama Sochaux'nun Ajaccio'yu 1-0 yendiği, ve Mevlüt'ün gol attığı maç 2005'in Kasım'ında oynanmış. Hatalar olduysa affola...

Kardeşime, Aziz Köseoğlu'na ve Celine'e teşekkürler.

Liverpool:4 - Arsenal:4

Maçı izleyemedim maalesef. Premier Lig maçlarını bile ranta bağladıklarını öğrendiğim günden beri sövüyorum zaten dicitürke. Chelsea-Liverpool maçından sonra "böylesini daha zor görürüz" dedik ama görenler oldu dün akşam. Arshavin dört tane sallamış Liverpool'a, Reina sağolsun yardım etmiş birazcık. Golleri izledim az önce, blogger'ın benle bir sorunu var ki videoları yüklemiyor, o yüzden şimdilik Youtube linki vereyim.

21 Nisan 2009 Salı

Guardian'dan transfer dedikoduları


Hep böyle dalga mı geçiyorlar bilmiyorum. Çevirebildiklerimden birkaç tanesi, buyrun:

Wolves Chelsea'nin defans oyuncusu Michael Mancienne ile ilgileniyor, ama gelecek hafta Messi'nin Michael'ın fiyatından birkaç sıfır silmesini bekleyecekler.

Arsenal 15 yaşındaki Brezilyalı genç yıldız Wellington'un peşinde. Anlaşmanın oyuncunun köpeği Boot'u da kapsayıp kapsamayacağı henüz belli değil.

Newcastle Doncaster'ın stoperi Matt Mills'i istiyor, büyük ihtimalle ikinci lig tecrübesinden yararlanmak için.

Bir tane daha var, transferle alakalı değil gerçi bu:

Dimitar Berbatov dün güpegündüz Manchester sokaklarında; utanmadan arabasına yakıt doldururken, hatta alışveriş yaparken görüldü. Hem de o penaltıyı kaçırmasına rağmen! Gerçekten!

The Guardian Rumour Mill

Bkz: Wellington Boots

Pink Floyd - Comfortably Numb

20 Nisan 2009 Pazartesi

Haftasonu raporu

-Fener'in yenilmesi her zaman zevklidir, ama şampiyonlukta iddiaları olmadığı için kuru bir sevinçle yetindik.

-Sivas'tan beklediğim tökezleme Konya'da geldi. Beter olsunlar.

-Mourinho'nun sataşıp durduğu Juve Inter'le berabere kaldı:1-1. Tiago 76'da kırmızı gördü. Fener Guiza'nın yerine bu Tiago'yu alsaydı şu an şampiyonluk yarışındaydı.

-Daha önce meşhur slalom golüyle perişan ettiği Getafe'yi yine Messi yıktı.


-FA Cup yarı finalinde Everton Manchester'ı penaltılarla eledi, Berbatov sağolsun.


-Marsilya Lorient deplasmanında kazandı, akşam Lyon Bordeaux deplasmanında kaybetti. İşler iyice boka sardı.


-PSV Ajax'a 6 tane attı.

-Galatasaray'ın durumu malum, ama önemli olan şu: Bir yıldız sahaya indi.

-Beşiktaş yarısını 10 kişi götürdüğü maçı Bursa'ya vermedi.

-Milan Torino'ya 5 attı, Inzaghi hat-trick yaptı.

-Eredivisie'de AZ Alkmaar şampiyon oldu.

19 Nisan 2009 Pazar

Kellesini isteriz


Bordeaux:1-Lyon:0

Söylenecek çok şey var... Nereden başlasak? Claude Puel'in gelişiyle Frederic Piquionne de geldi. Fred varken başka bir Fred'e ne gerek vardı ki? Buna katlanamayan Fred de Lyon'la bağları kopardı. Squillaci'nin satılması da büyük bir hata. Öte yandan Coupet gönderilip Lloris transfer edildi. Coupet'ten de üç kuruş kazanmak için efsaneyi gönderdiler. Böyle adamların şampiyonluk maratonunda ne kadar önemli olduğunu anlamışlardır artık. Ayrıca Claude Puel'in Juninho ısrarı var ki akıllara zarar. Hiç görmediğim şekilde formu düşük Juninho'nun ısrarla oynatılması yüzünden hiç görmediğim şekilde formu düşük bir Lyon izledik bu sezon. Sakatlıklar var, ama bahane değil. Sağ beke geçen sakatlandı, yerine oyuncu alınması şarttı. Orta saha top yapamıyor, kaleci Lloris tecrübesizliğinin kurbanı oluyor, falan filan... Bu sene hükümranlığımız bitiyor gibi. Seneye temizlik şart; Puel, Piquionne, Fabio Santos, Grosso, hatta Juninho ile yolların ayrılması lazım. Zaten Juninho'yu Galatasaray'da görmek için sabırsızlanıyoruz.

İBB: 0 - GS:1


Hüseyin Göçek'i görünce içimi nefretle karışık korku kapladı. Lincoln'ün frikiği hala gözümün önünde. Düdüğü çalarken "direkt" deyip gol olunca "endirekt"e dönen adamı bu maça vermeyeceklerdi de ne yapacaklardı (Ey okur, objektiflik arama bu yazıda)? Sağolsun öyle kötü kararlar verdi ki, şaşırtmadı bizi. Bir pozisyonda -eğer yanlış anlamadıysam- Lincoln frikiği kullanmaya hazırlanırken "bu sefer belirt bari" tarzından bir hareket yaptı, ya da bir şeyler söyledi; bunun üzerine Göçek de iki üç kez "endirekt" işareti yaptı. Maça geçelim; en ideal kadro buydu bir kere. Emre Güngör'ün oynatılmaması da düşünülebilirdi, keşke öyle olsaydı. Sakatlanıp çıktı, inşallah bir şeyi yoktur. Yerine giren Volkan Yaman da iyi oynadı. Lincoln'le alakalı düşüncelerin genelini ters köşeye yatırdı Kaptan, ki ben oynatacağına emindim. Arda'yı kaybeden kime sarılacak? Ama Lincoln'de ne moral kalmış, ne istek. Önemli olduğunu hissetmezse oyna(ya)mıyor. 90+4'te ceza sahasında yaptığı neydi öyle ya? Maçın geneli kaos futboluyla akıl futbolunun karışımıydı diyebiliriz. Arada bir verkaçlar denense, ayağa pas yapılsa da rastgele top oynama anlayışı daha çok hakimdi maalesef. Shabani "Çuval" Nonda müthiş bir asist yapmasa bu yazıyı böyle istekli yazmazdım. Galatasaray'ın şampiyonluk şansı sıfır olsa bile yenmesi bizi heyecanlandırmaya yetiyor işte. Mehmet Topal'ın da çok konsantrasyonsuz ve isteksiz olduğunu gördüm, bunu da UEFA'dan elendiğimize bağlıyorum. Kendisi o maçlarda olmadığı için bir şeyler yapabileceğini düşünüyordu herhalde, bunun hayıflanması olabilir. Tabii piyasa yapamamanın hayıflanması da olabilir, inşallah öyle değildir. Profesyonellik çok adam harcadı. Fazla da bir şey yazmadan acilen asıl mevzuya gelmek istiyorum (evet asıl mevzu): Semih Kaya. Oynat diye diye dilimizde tüy bitti, mecburiyetten bugün 11'de çıktı genç stoper. Güvenim tamdı kendisine, sağolsun yüzümüzü kara çıkarmadı. Bizim ona güvendiğimiz gibi o da kendisine fazlasıyla güveniyor, belli. Kademede bazen geç kaldı ama genelde yerini iyi tutuyor. Hatta birkaç kez arkasına bakarak talimatlar verdi defansa. Hava toplarındaki üstünlüğü ve cesareti müthiş. Ayağa pas yapabiliyor, çok soğukkanlı, mental olarak çok iyi bu yaştan. Bunlar tabii ki bir maça bakarak söylenmez, ama mücevher kalitesini her zaman belli eder. Bundan sonraki maçlarda oynaması, ve bir daha o formayı çıkarmaması ümidiyle yazıyı bitiriyorum.

Not: Semih'in fotoğraflarını ararken şöyle bir bloga denk geldim. Eski bir haber var, sayfada sağ tarafta ayın oyuncusu seçilen oyuncuya da dikkat.

Gümbür gümbür


Gümbür gümbür geliyor. Sıfır hata, iyi bir teknik, hava toplarında geçit vermeme, pozisyon mentalitesi, soğukkanlığı, oyun görüşü. Her şey var, maşallah deyin nazar değmesin. Dualarımız kabul oldu.

Mevlüt Erdinç Röportajı

France2foot'un Mevlüt Erdinç röportajı. İngilizce'ye çevrildi, Türkçe'ye çeviriyorum şu an. Siz de videoyu izleyin.


18 Nisan 2009 Cumartesi

Audrey










Ulan ne kadar seviyormuşsunuz bu Amelie'yi be. Fransızca ilanı verdik milletin ağzının suyu aktı. Alın o zaman.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails