9 Ağustos 2009 Pazar

Profesyonellik üzerine...


Profesyonellik kelimesi çoğumuzun kulağını tırmalıyor. Özellikle futbola aşık Türk insanının çoğu bu tabiri sevmez. Halk olarak pek alışamamışızdır, sevememişizdir "profesyonellik" olayını. Porno ararken bile "amatör" olmasına dikkat eden bir milletiz be!

Avrupa'da ve Amerika'da ise durum tam tersi, amatörler profesyonellerle boy ölçüşemez. Normalde de ölçüşemez ama amatörler rağbet görmez o ülkelerde. "Profesyonel" kelimesi çok daha fazla sevilir, saygı görür oralarda (gittim oradan biliyorum tripleri, ama gitmedim, ironik değil mi?). Her neyse, nereden aklıma geldi bu profesyonellik olayı? Nereden olacak Tugay Kerimoğlu'dan. Tugay da bir çok eski Galatasaraylı gibi hayal kırıklığına uğrattı bizi. Evet çok kızdım ben de, ama yapacak bir şey yok. Dedim ya, "herkese Metin muamelesi yapıyoruz" diye. Bizim hatamız yani bu; ama gelin görün ki millet olarak yerleşmiş artık bizde "amatör"lük. "Profesyonellik" tanımını sadece ezeli rakibe transfer olmak olarak algılayan ve bu tanımın içini boşaltan Tanju Çolak gibileri nefret ettirdi belki de bu kelimeden bizleri, bilinmez. Ha Tanju şimdi başını duvarlara vurmuyor mu, hem de nasıl vuruyor.

Az önce de söylediğim gibi, Avrupa ve Amerika'da durum farklı. Hele Amerika'da en popüler spor olan basketbolda bizdeki anlamda "sadakat" durumu yok gibi. Çünkü bonservis ücreti mevzubahis değil. Basketbolun futboldan farklı bir oyun olmasının da etkisi vardır bu durumda ama; bence asıl fark iyice endüstriyelleşmiş bir oyun olan basketbolun amacının seyirciyi memnun etmek olması. Futbolda da seyirciyi memnun etmek önemli, ama endüstriyel futbolda güzel oyun değil, kazanmak esas. Endüstriyel basketbolda ise güzel oyunla kazanmak birbirine çok yakın olduğu için bu bir sorun teşkil etmiyor. Bu arada basketbolla alakalı ahkam kesip durduğuma bakmayın, çok az bilirim basketbolu. Bilenlere de gıpta ederim ama futbol sevgim alıkoyuyor beni basketboldan. Başkası için sorun değil ama basketbola ilgi gösterirsem futbola ihanet etmiş olacağımı düşünüyorum, ya da başka bir şeyden korkuyorum bilemiyorum. Konudan iyice uzaklaştık bu arada. Ne diyorduk, yurtdışında profesyonelliğe bakış her ne kadar böyle olsa da; Avrupa futbolunda profesyonellik tanımının içinde belki de en az bulunan "ezeli rakibe transfer olmak"tır. Bir de oradaki taraftarlar futbolcunun takıma ne kadar bağlandığına bakıp, ona göre davranıyorlar. Başını eğip işini yapan takdir ediliyor tabii ki. Zaten sorun bu değil. Sorun Kapalı'nın önüne gelip, elini boğazına götürüp sahayı gösterdikten yıllar sonra bunu unutmuşcasına röportaj vermek. Yoksa Emre Aşık da profesyonellik idolü, ama Galatasaraylılık adamın her yerine işlemiş. Öyle değil mi?

2 Yorum:

Santiago dedi ki...

Altına imza atarım.

Al lee dedi ki...

sevgili chao, Tugay vaktiyle çok iddialı laflar etmişti Fenerbahçe'ye karşı senin de dediğin hareketi yapmıştı. Şimdi o hareketi yiyor ve insanların bunu hatırlamayacağını düşünüyor. Ha söylediği cümleler bence mantıklı, düzgün de konuşmuş ama eksik. Eksik olan da ben vaktiyle gaza geldim böyle böyle dedim ama doğru yapmamışım çocukluk etmişim demesi lazım en azından. O gün kendisine bu hareketlerinden dolayı sevgi gösteren insanların da biz o gün yanlış tanımışız seni, sen bizden değilmişsin demesine de şaşırmamalı aynı şekilde.
Ama bunların çok üzerinde, Ardalardan Tugaylardan hatta Metinlerden ayrı düşünmek lazım olayı. Nihayetinde baki olan ve aslolan Galatasaray ise futbolcuları bu denli baştacı etmekten vazgeçmeliyiz öncelikle. Takım ısınırken tribüne futbolcu çağırmamakla başlamalı ve forma arkasını hiçbir futbolcunun ismiyle kirletmemeliyiz her kim olursa olsun bence. O zaman biz de daha profesyonel bakabiliriz böyle durumlara. Bugün Dortmund, St. Pauli gibi takımların bu denli takımına sahip çıkan taraftarları varken, Ronaldo'nun transferi için toplanan 80.000 kişi benim için hiçbişey ifade etmiyor.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails