Jupp Derwall'le başlayan ilkiydi devrimlerin. Türkiye'ye çim sahayı getiren, Galatasaray'a da yepyeni bir gelecek sunan Derwall'inki gibi bir devrim Galatasaray'da bir kez daha gerçekleşmek üzere; Frank Rijkaard ve ekibiyle.Sadece deli dana gibi koşarak, sert fauller yaparak, uzaktan şutlarla son dakikada gol atarak, pivot santrfor kullanarak futbol oynanmayacağını daha önceden anlamamız şarttı aslında. Anlamıştık belki de, Türkiye şartlarında gerekeni yapmak çok zordu işte. Düşünsenize, Galatasaray'ın başkanısınız; bir hoca getiriyorsunuz ve diyorsunuz ki: "Galatasaray'ın planları geleceğe yöneliktir. Üç sene şampiyon olmasak da sorun değil. Bir şeyleri değiştirmeyi amaçlıyoruz." Ne olur biliyor musunuz? Küçük kıyamet kopar. Galatasaray gibi büyük bir takımın nasıl olur da şampiyonluğu hedefleyemediğinden tutun da bazılarına Galatasaray'ın büyüklüğünün anlatılması gerektiğine kadar bir sürü saçmalık dolaşır ortalıklarda. Bugün Elano'nun, Rijkaard'ın gelmesi bile hazımsızlığa sebebiyet veriyor bazı bünyelerde. "Biz istesek Rijkaard'ı getirirdik" diyecek kadar kendini kaybedebilen insanlar kulüp yönetiyor bu ülkede. İşte bu noktada, Türkiye futbolunun marka değerinin artmasının nasıl değerlendirildiğinin önemi çıkıyor ortaya. Galatasaray Rijkaard'ı getiriyor, birileri "Rijkaard burayı Barcelona sanıyor herhalde" diyebiliyor; ama Fenerbahçe Roberto Carlos'u transfer edince Galatasaray başkanı Adnan Polat "Carlos'un gelişi iyi oldu" diyor. Adnan Polat'ın olaya bakışından futbol vizyonunu anlamak zor değil. Roberto Carlos'un Türkiye'de olmasına seviniyor Adnan Polat, çünkü bu sayede Türkiye futbolunun daha cazip bir hale geleceğinden emin.
Devrim demiştik; devam edelim. Frank Rijkaard'ın gelişiyle Galatasaray'da devrim niteliğinde neler değişti mesela? Nedir bu kadar büyük etki bırakacak şeyler? Geçen sezon şöyle haberler duyardık hatırlarsanız: "Futbolcular Skibbe'yi çok seviyor, çünkü Alman hoca çok izin verip az antrenman yaptırıyor." Peki ne oldu bunun neticesinde? Dakika 60, diller dışarıda, suratlar pancar gibi, yere yığılmalar artmış. O kadar söylüyoruz ligimizin fiziksel olarak çok sert olduğunu; peki bu antrenmanlarla Galatasaray futbolcuları ne yapardı maçlarda? Gördük. İşte bu sezon öncelikle bu yönde çalışmalar yapıldı. Kondisyoner Albert Roca Puyol futbolcuların pestilini çıkardı. Ve birkaç maç sonunda görülüyor ki; Arda, Aydın, Yaser gibi futbolcularımızda gözle görülür bir fiziksel ilerleme var. Bu durum, sezon ilerledikçe daha iyi olacaktır.
Peki başka? Oyun yapısı değişiyor Galatasaray'da. İleriye, yana, arkaya bakmadan pas vermek, top şişirmek yasak artık. Aydın'ın yaptığı ortalara bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Akılla oynanacak bu oyun, şansla değil. Tiki-taka'dan bahsetmiyoruz tabii ki; uzun toplar da olacak, ortalar da, ama görerek, topun gideceği yerden emin olarak. Bu Skibbe'yle başlamıştı aslında. Kewell-Arda-Baros-Lincoln'ün birkaç saniyede yaptığı verkaçlarla rakibi şaşkına çeviren oyunun tüm sahaya yayılmış versiyonu olacak bu sezonki. İşte burada söylenmesi gereken şuydu hep: Sabır. Biraz sabır gösterin, en azından yarım sezon. Oturacaktır bu sistem dedik, yarım sezona kalmadan sistemin oturmasına çok az kaldığını herkes gördü bu akşam. Gollerdeki paslaşmalar, koşular, pozisyon almadaki beceri ne kadar gelişmiş herkes gördü.

Başka? Başka ne var peki? Takım ruhu var. Her sene Galatasaray'da birileri gizli işler çevirdi. Jardel gibi bir dünya klasında golcüyü yedi bu gizli işler,abiler, reisler. Şimdi onlardan kimse kalmadı. "Model Professional" Emre Aşık var sadece eskilerden. O da zaten o kirli işlere bulaşmadı. Velhasıl; Fildişilisi, Brezilyalısı, Çek Cumhuriyetlisi, Avustralyalısı, Bayrampaşalısı, Malatyalısı, Hollandalısı bir bütün olacak. Gollerden sonraki sevinçlere dikkat ettiniz değil mi? Kaptan'ın kulübeden fırlamasını gördünüz değil mi? Keita'nın maçtan sonra Yaser'in sırtına zıpladığını gördünüz mü peki? Serdar Eylik -ki kendisinin son derece aklı başında bir genç olduğuna kanaat getiriyorum zaman geçtikçe- röportajında; "hocamız yaş farkı gözetmeden herkesle şakalaşıyor" demişti. 60 yaşındakinden 17 yaşındakine kadar herkesin birbirini sevmesinin şart olduğu bir sistem bu. Barcelona'da nasıl ki huzursuzluk çıkaranın bileti kesiliyor, Galatasaray'da da böyle bir operasyon gördük, daha da görürüz kanımca.
Takım ruhu, akıllı oyun, fiziksel eksikliklerin giderilmesi. Galatasaray'ın dışa dönük vizyonunun canlanmasının meyveleri olacak bunlar. Hangi başarıyı getirecek bu üçü, göreceğiz. Ama lütfen; sevgili Galatasaraylı'lar, sabır gösterin. Sadece sabır göstermekle kalmayın, Galatasaray'ı korumak için tepkinizi de açık açık gösterin. Saldırılar çoktan başladı, bunlara sessiz kalmayın. Lincoln'ü, Jardel'i, Skibbe'yi yedirdik leş kargalarına; bari Elano'yu, Rijkaard'ı, Keita'yı yedirmeyelim. Çoğumuzun yanlışları oldu bu konuda, bundan sonra o yanlışları tekrarlamayalım, kimsenin dolduruşuna gelmeyelim. Futbolu böyle iyi bilen, ileri görüşlü yönetimimizin,teknik heyetimizin ve futbolcularımızın arkasında duralım. Başarı için kenetlenmek, lisanslı ürün almakla olmuyor sadece. Bekleyin, güzel günler görmemiz yakındır. Şafak göründü, yapmamız gereken sabretmek.
12 Yorum:
Sabır olayına sonuna kadar katılıyorum. Geçen sezon Skibbe gönderileceği konuşulurken "sabredin bari sezonu bitirsin" derken Skibbeyi koruduğum için değil o an için takım için en iyi olan O olduğu için diyordum. Ne oldu GS 5. bitirdi ligi kaptan da heba oldu arada. Ama sabır derken takımımı korumakla birlikte eleştirimi de yaparım yapacağım. Ama bu eleştiriler çok büyük! kocaman! bir GS taraftarı olan Yılmaz Özdil gibi saçma sapan, yalan, ondan bundan duyma, kulaktan dolma haberlere kanan bir insanınki gibi olmayacak. Sadece maç içinde saha içerisinde gördüğüm taktiksel ya da bireysel hatalar üzerine olacak. Ama bunu hangimiz yapmayacağız ki? Körü körüne desteğe her zaman karşı olmuşumdur yine karşıyım. Takımımı seviyorum destekliyorum ama eleştirimi de yapıyorum. Slogan bu :D
Çoook güzel bir yazı, eline sağlık.. son paragrafta yazdıklarına eklemelerde bulunmak istiyorum.. Akbabalar tobol maçlarından sonra üşüşmek için yükseklerden uçuşmaya başlamışlardı ama bu netanya maçı onların suratına bir tokat gibi yapıştı.. Kuvvet olarak birbirine denk güçte takımlar ama bizimkilerin bir ilk ön eleme maçındaki oyununa, bir de şimdiki oyununa bakın değişenin ne olduğu apaçık ortada..
Haa bu akbabaların hiç üşüşmüyeceği anlamına mı geliyor ? Tabi ki hayır olası aksaklıklar ve kesintiler karşısında başta ntv olmak üzere bazı boyalı basın organlarını açarsanız "küçükler" başta olmak üzere nasıl üşüştüklerini anlarsınız..
Ayrıca derwall devrimlerini, birikimlerini yaşı itibari ile birkaç seneye sığdırdı.. Keza sevsekte sevmesekte bu ülkeye bayern münich, dortmund gibi kulüplerin önünde kaiserslautern'i şampiyon yaptığı sezonun akabinde soluğu türkiye'de alan "kalli" de futbolun gelişmesi adına çok şey kattı.. sarı "show tv" logolu o formalardan sonra galatasaray'ın ne kadar büyük vites arttırdığını anımsıyoruz az çok.. Öyle bir sistem kuruldu ki şu an büyük ihtimal evinde viskisi ve purosunu içerken futbolu aklının ucundan bile geçirmediğini tahmin ettiğim "hollman" bile sisteme hiç dokunmadan galatasaray'a büyük başarılar yaşattı.. Sonrasında fatih terim'in de piontek'in ışığında edindiği ve galatasaraya sunduğu tarihi kazanımları malum.. Ancak rijkaard bu 3'ününde ortak özelliklerini taşıyor.. Kalli gibi, derwall gibi inanılmaz bir tecrübe ve fatih terim'in ilk zamanları gibi teknik direktörlük için genç sayılacak bir yaşta galatasaray ile buluşması.. Sabır Sabır !! Ben derimki rijkaard ile 14 senelik kontrat yapılsın 60 yaşına kadar bu ülkede bu takımın başında kalsın :) Hepsinden öte futboluna büyük kin kustuğum aydın yılmaz bile futbolcu olma ışığı gösterdi ya sayesinde bir şey demiyorum..
Eleştiri farklı, sallamak farklı. Rijkaard'a "her FC'yi Barcelona FC sanıyor herhalde bu" dersen bu eleştiri olmaz, densizlik olur.
Onu kimlerin dediği belli. Sen onları kaale mi alıyorsun yoksa? Yapma bunu yapma bunu...
ne zamandır bu konuda doğru tespitli, abatısız, aklı başında bir yazı okumayı bekliyordum ki bunu farkettim. Klavyene sağlık Chao.
Teşekkürler Bahadır.
Yazının tümü çok güzel bir solukta okudum.Ancak son paragrafı ve verdiğin mesajı ayrıca tebrik ediyor ve tabiri caizse ayakta alkışlıyorum...
"Başarı için kenetlenmek, lisanslı ürün almakla olmuyor sadece."
ve goool. İlk yarının son dakikasında gelen gol Chao Grey'den! :)
eline sağlık güzel yazı olmuş foruma da koydum yazıyı ama son kısımda katılmadığım birkaç yeri çıkardım (:
Hangi forum? Ve nerelere katılmadın?
gstvnet foruma ekledim yazını ve diğer forumlara da eklenmesi için arkadaşlara rica ettim, katılmadığım konuyu senle önceden tartışmıştık Lincoln konusunda en azından kendi adıma söyleyim ona tepki göstermemde medyanın gram etkisi olmamıştır
yazıyı ekledim çok beğeni topladı
Sağolasın.
Yorum Gönder