1 Mayıs 2009 Cuma

Karanlık çağ

Bülent Korkmaz... Namı diğer Cesur Yürek, Büyük Kaptan, Cengaver... Kariyeri boyunca Galatasaray'da oynamış bir efsane. Gencecik bir çocukken Rapid Wien maçında ilk kez giydiği o şanlı formayı futbolu bırakana kadar bir daha hiç çıkarmamış bir Aslan Yeleli. UEFA Kupası finalinde gösterdiği fedakarlıkla yanında dikilen Dixon dahil binlerce insanın kanını donduran 3 numara. Yüzündeki yara sarılıyken suratına top gelen, buna bile aldırmayan birisi. Dedik ya, efsane...

Hasan Şaş... 2006 Mayıs'ında ağlayan adam. Atahan'ın da dediği gibi, Galatasaraylılar'ın aynaya bakınca kendilerini gördüğü deli saçması. Brezilya'ya attığı golle milyonları ayağa kaldıran, bazı ülkelerde -hala- Türkiye denince akla gelen birkaç şeyden birisi olan bir adam. O kadar teklif almışken boş kağıda imza atan renklere aşık adam...

Ümit Karan... Galatasaray'ın fantastik golcüsü. Röveşatalar, voleler, akla hayale sığmayan goller atan adam. Roma'ya, Barça'ya yazan adam. Müthiş yeteneği Türkiye'de harcanan adam. Geçen seneki şampiyonlukta en iyi performansını gösteren adam. Konyaspor'a bir gol atan, bununla yetinmeyip bir de gol pozisyonunu engelleyen adam. Türkiye'deki her takımın gıptayla baktığı, "keşke bizde olsaydı" dediği adam...

Bu üç adam bugün Ankara'daydı. Tribüne gitmedim, üçünü de televizyondan gördüm . Ama benim gördüğüm yukarıda anlattığım adamlar değildi.

Bülent Korkmaz, Bülent Hoca olmuş. Senelerdir hayalini kurduğumuz şey gerçekleşmiş. Takımın başında görmek istediğimiz adam gelmiş takımın başına. Gelmez olaymış. O Cesur Yürek'ten inciler sunayım isterseniz size;

"Galatasaray yumuşak bir futbol oynuyordu. Biz bunu değiştirmeye çalışıyoruz; mücadeleci, önde basan, ısıran bir takım olmaya çalışıyoruz.

Lincoln takım oyuncusu olduğu zaman daha iyi olur.

Emre Güngör varken Meira'ya gerek yok."

Bu akşamki icraatleri; Yaser'i çıkarıp Volkan'ı almak, Emre Aşık'ı çıkarıp Hasan Şaş'ı almak, Sabri'yi çıkarıp Ümit'i almak. İlk Hamburg maçında Semih'i ateşe atmak istemeyen adam bu akşam Emre Aşık'ı çıkarıp Semih'i nasıl bir ateşe attı haberi var mı acaba? Çocukluğumdan beri sevdiğim, hala da çok sevdiğim Bülent Hoca'nın televizyonda çaresiz bakışını gördüğüm an yemin ediyorum ki içim sızladı. Biraz daha duyguyla yüklensem kesin ağlardım. Dünyanın en iyi forvetlerine göz açtırmayan Büyük Kaptan bu hale düştü, hepimizi kahretti.


Hasan Şaş, tosun gibi olmuş. Önünden geçen topa ayağını uzatmaya kalkarken top rakibe gitmiş oluyor çoktan. Top süremiyor, pas atamıyor. Gördüğümde içime bir heyecan dolmasını sağlayan adam gitmiş, yerine şişko bir hantal gelmiş. Bomboş pozisyondaki Lincoln'e pas atmıyor. "Çıksın Hamburg maçını alsın o zaman" diye laf soktuğu Lincoln'e. Sahanın ortasında ağlayan adam bu değil.

Ümit Karan, ne olmuş çözemedim. Manisa'ya dört gol atmıştı bir maçta hatırlayanınız vardır. Dört golü de farklı atmıştı; kafayla, aşırtarak, bacak arası, sert vurarak. Bu sene ligde golü yok. Geçen sene kendi tabiriyle "daha modern" bir futbol oynayan top sakallı fantastik adam, bu sene yok. Göremiyoruz onu. Her hava topunda faul yapan, her darbede düşen birisi var sahada. Bu Ümit'i tanımıyoruz biz.

Karanlık çağdayız. Allah sonumuzu hayır etsin... Fazla kontrol etmeden yolluyorum postu, hadi bakalım.

2 Yorum:

umit dedi ki...

üzerinde fazla söylenemeyecek bir yazı olmuş..kahretsin ki karanlık çağdayız ufacık bir ışık huzmesi bile yok...

uğur kaya dedi ki...

http://ugursfootballove.blogspot.com/

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails