
Ailedeki şımarık çocuk gibidir diyorum hep Lincoln için. Canı isterse oynar, canı isterse pres yapar, canı isterse maç alır, canı isterse her şeyi yapar. Ama zaman zaman kaptırdığı topa koşmadığı da olur, iki metre önündeki topa basmadığı da. Galatasaray taraftarını yavaş yavaş ikiye bölen bir adam oluyor Lincoln, kendisi farkında olmasa da, istemese de.
Lincoln'le alakalı bilgi almaya çalıştığımızda şu yorumlar geldi (mesela Hamit'ten ve eski hocasından): "Pohpohlamanız gerekir, bol ilgi ister falan filan." Açıkçası Almanya'dan kaçarcasına giden bu adamın arkasından desteksizce salladıklarını düşündü çoğumuz; ama öyle olmadığını, bu yorumların doğru olduğunu gördük bir buçuk sezonda. Geçen sene Beşiktaş maçından önceki olaylardan dolayı Kral'la beraber bir moruğun kaprisine yenik düşen ve tribüne gönderilen Lincoln, o günden sonra hiç morali düzelmemiş gibi davrandı. Bu sene göreve geldiği günden beri O'na özel ilgi gösteren başka bir Alman Skibbe'nin yönetiminde ise en üst düzeyde performans gösterdi Brezilyalı. Fakat Skibbe kovulunca korktuğum başıma geldi ve morali sıfıra indi. Bülent Hoca'nın kendisine Skibbe gibi yaklaşmayacağına adım gibi emindim, ve ikinci kez korktuğum başıma geldi Hamburg maçında. Lincoln kendisini kenara alan hocasına ismiyle hitap etti ve serzenişte bulundu. Sonra da kulübede oturmadı, devamında da dönüp "f..k off" dediği söyleniyor. Söyleniyor diyorum çünkü ben duymadım. Ama gördüklerim yetti. Şimdi şöyle bir örnek vereyim; Lyon'un bu sene ve geçen sene bir çok maçında Juninho hocaları tarafından kenara alındı. Tabelada numarasını gören Juninho'nun suratı asılır, kenara gelip hocasıyla tokalaşır, kulübeye oturup biraz trip atar, niye çıkarıldığına anlam veremediği için takım arkadaşlarıyla konuşur, birkaç dakika sonra da maçın kalanını ayakta seyrederdi. Bayrak adam diyenleri duyuyorum, evet aynen öyle. Aynen dün akşam Arda'nın yaptığı gibi. Yanlış anlaşılmasın Arda-Lincoln kıyasına doğru gitmiyor konu; sadece bundan da bahsetmem gerekiyordu. Dönelim Lincoln'e; o çıktıktan sonra ileride top tutarak takım savunmasına yardım edecek adam kalmadığını söyleyenler oldu. Evet belki öyle, ama şunu hatırlayın ki, Lincoln ne kadar top tutsa da çok top kaybediyor. Çoğu kez kontra şansı verdi rakibe bu şekilde, olmadı demeyin, oldu. Hamburg maçında sahadaki müthiş mücadele şablonuna uymayan iki adamdan birisiydi, öbürünü söyletmeyin işte, 20 numaralı çuval. Ben olsam o çuvalı çıkarırdım ama hocamızın takdiri Lincoln'den yana oldu. Yine ben olsam Lincoln'e bu şekilde davranmazdım, duygusal bir adama gerektiği şekilde yaklaşırdım. Ama duygusal diye de yapacağı her şey meşru olmuyor ki birader. HİÇ BİR FUTBOLCU BU FORMADAN BÜYÜK DEĞİLDİR. Galatasaray'ın hocasına bu hareketleri yapıp, üstüne bir de terbiyesizliğini devam ettirip soyunma odasına gidiyorsan sonuçlarına katlanacaksın. Yazının başında taraftarı ikiye bölüyor demiştik; bloglardan okuduğum ve yakınımdaki taraftarlara sorduğum kadarıyla taraftarın görüşü iki yönde: "Adam duygusal abi, hakkı tabii ki" diyenler ve "disiplin gerekli, ceza verilmeli" diyenler. Görüşlerimi belirttim yeterince. Lincoln'ün hayatı boyunca (evet hayatı boyunca) unutmaması gereken bir şey var; Galatasaray taraftarı O'nu hep destekledi. Hagi de duygusaldı, öyle olmasa Adams'a yumruğu çakar mıydı UEFA finalinde? Öyle olmasa Lucescu'yla kavga eder miydi? Ama o Hagi, Emre Belözoğlu'nun kramponlarını eliyle takardı ayağına. Ben Lincoln'de Hagi ruhunun zerresini göremedim, kusura bakmayın. Ulan bu "ruh" da ne klişe oldu be.
4 Yorum:
bravo, harika yazmışsın. aklımdan geçen herşey burada.
İçim acıdı yemin ederim bu yazıyı yazarken. Bizi bu hale düşürenler utansın. Gitmesi gerekenler takımda duruyor. Hastaneden kaçıp maç izlemeye gelen Abdurrahim Albayrak bu takımda yokken adı İstanbulspor'la şike söylentilerine karışan, "tez konusu" transferler yapan adamlar bu takımın yönetim kadrosunda. Yazık.
İçin acımasın abi. Doğruya doğru. Kimilerinin Lincoln sevgisinin Galatasaray sevgisinin önüne geçtiği şu günlerde yazılması gereken buydu. Nedir hâlâ, ısrarla Lincoln'ü savunmak, anlam veremiyorum.
maalesef o konuda da haklısın kardeşim,
ama gönlünü ferah tut, perşembe günü hamburgeri ketçabıyla mayoneziyle yeriz, akan sular durulur, haftasonu sivas - bjk birbirine girer, biz de seriye bağlar, bi aksilik olmazsa (bu kadar şeyin üzerine daha da ne olabilir ki zaten) bu seneyi yine mutlu bitirmeyi biliriz.
olur da ayhansız ümitsiz hasansız çıktığımız bir maça denk gelirsek de hayalimizdeki kaptanı pazubandıyla sahada da görürüz, daha da mutlu oluruz.
Yorum Gönder