14 Mart 2009 Cumartesi

HSV:1 - GS:1

Şu an boğazım yanar bir şekilde bu yazıyı yazıyorsam sebebi Perşembe akşamki maçtır. Bağırmaktan tahriş ettim boğazımı ama feda olsun. Maç yazısı yakında demiştik; "senin yakın anlayışın buysa" diyenleri duyar gibiyim :)

Galatasaray son sezonlarda olduğu gibi sakatlıklarla yine uğraşıyor malumunuz. Sezon başında Topal'sız oynadık, sonra Barış sakatlandı. İkisinin yerinde Ayhan ve Meira iyi performans gösterdi; her ne kadar Meira'nın orada oynamayacağını düşünen spor aydınlarımız olsa da. O Meira artık Zenit oyuncusu. Kâr ederek sattık, bu açıdan iyi tabii ki. Ama uyum süreci bu kadar uzun sürmeseydi ikinci Popescu'muz olmaya doğru koşar adım gidiyor olacaktı burası da kesin. Gerçi Popescu da geldiğinde böyleymiş, yeni öğrendim onu da. Meira kalsaydı tarih tekerrür eder miydi bilmiyorum ama UEFA maceramızda bu tarih tekerrür edecek inşallah.

Ligde farklı, Avrupa'da farklı oynamamız çok garip gelmişti başlarda. Ama artık anlıyorum yavaş yavaş. Ligi domine etmemize izin verilmemesi bir yana, Avrupa maçlarının en büyük motivasyonu Kadıköy kuşkusuz. Kadıköy'de Fener'i yenemediğimiz göz önünde bulundurulursa; orada bir UEFA Kupası almanın ne kadar önemli olacağını anlamak zor olmasa gerek. Bu olay, Galatasaray ruhunu hisseden oyuncular için geçerli; diğerleri içinse Avrupa arenası kendilerini gösterme ortamı oluyor. Lincoln Almanya'ya farklı bir motivasyonla gidiyor, Meira'nın zaten Galatasaray'a gelme sebeplerinden birisi Avrupa'da başarı hedefi.


Perşembe akşamki maça da bu motivasyonla çıktı takım. Meira'nın olmamasının sadece kağıt üzerinde bir eksiklik olduğunu maçtan sonra herkes gördü. Taktik dizilişler bir yere kadar önemlidir diye hep söylüyoruz, kanıtı da HSV maçı işte. Kewell stoperde 40 dakika müthiş bir mücadeleyle oynadı daha ne olsun? Ayrıca Meira'nın saha içindeki görüntüsü rahatsız edici düzeyi çoktan aşmıştı. Tabii ki gönderilmemesini düşünenler çoğunlukta; ama kalsaydı bile Hamburg maçında nasıl oynardı muamma. Meira'ya güle güle diyelim ve maça dönelim.


Bülent Hoca Nonda hariç tam da beklediğim takımı çıkardı sahaya. Alternatif zaten yoktu elinde, en olası kadroyla çıktı sahaya. Semih'i dört gözle beklerken, ateşe atmak istemedi ve stoperde Hakan-Emre ikilisiyle başladı. Hatasız oynadılar ilk yarıda bu ikili, sol bekteki Volkan da sırıtmıyordu aslında. Arda her zamanki gibiydi. Ayhan Button yaşlandıkça gençleşmeye devam ediyor, Almanya motivasyonu Barış'ta da etkili olmuşa benziyordu. Aynı motivasyon Lincoln'de de görülüyordu ama Skibbe'nin gidişinin şoku hala üstündeydi 10 numaramızın. Bu kadar duygusal oyuncu görmedim hayatımda. Sabri de göze fazla batmıyordu, hata yapmıyordu fazla. Fakat tek forvetteki Kongo virüsü Nonda binlerce insana aynı duyguları yaşatmıştır eminim. "Top tutuyor" yalanına ben de kandım; isteyince zıplıyor, tazı gibi koşuyor, ama sonra sözleşmeyi uzattığı mı aklına geliyor nedir anlamadım. Ümit'le başlasak daha iyi olurdu diye düşünenler var; aslında olabilirdi. Ama Ümit o kadar çaresiz durumda olmasak 11'de çıksa bile fazla yormazdı kendisini diye düşünüyorum. Bu noktada bir şey söylemem lazım; Galatasaray tarihinin belki de en duygusal oyuncusu Cassio Lincoln'ü kazanmak uğruna gereken her şeyi yapan Michael Skibbe, Lincoln'ü kazanırken, takımın geri kalanından birkaç oyuncuyu kaybetti bence. Ümit ve Meira buna iki örnek. Arda'yı da neredeyse kaybediyordu, kanıtı Antalyaspor maçı. Normalde çok duygusal olmayan bu oyunculara Lincoln duygusallık bulaştırdı, başka bir deyişle Lincoln'e böyle yaklaşılmasını kaldıramadı bu oyuncularımız. Bülent Korkmaz ise her oyuncuya aynı davranmaya çalışan, disiplini üst düzeyde hocalar tarafından yetiştirildi; Feldkamp ve Fatih Terim gibi. Kendisi de oyuncularına böyle yaklaşıyor. Tabii ki her hocanın sahada bir şubesi olur; Bülent Hoca'da bu oyuncu Arda olacak gibi. Hatta ne gibisi, Arda olacak işte. Ümit konusuna geri dönelim; 11'de başlamadığı maçlarda sonradan girdiği takdirde neler yaptığını gördük bu sene. Ama geçen sene önceki senelere nazaran daha az gol atmasına rağmen daha çok çalıştı, daha çok "takım oyuncusu" gibi oynadı. Bunu ben demiyorum, kendisi diyor röportajında. Her neyse, sonradan girip faul gerekçesiyle iptal de edilse bir gol attı, çok da iyi oynadı. Sami Yen'de Baros oynar herhalde, şayet Lincoln krizi büyürse çift forvet bile oynayabilir Kaptan. Belki de sene sonunda Lincoln'ü göndermeyi bile düşünüyor olabilir. Feldkamp işe elini atarsa bu iş kesinleşir bence. Hayırlısı olsun.


İkinci yarıda Volkan Yaman "ulan yeter bu kadar iyi oynadığım, dur ofsaytı bozayım" dercesine bir hata yaptı ve gol geldi. Emre Aşık'ın kartı ise eğer bu kupayı alırsak ileride "kırılma noktası" olarak hatırlanacak. O dakikadan sonra sınırlı seçeneği vardı Kaptan'ın: "Semih'i oyuna almak, başka bir defansif oyuncuyu oyuna almak." Ama Kewell'ı stopere çekmek gibi bir ihtimali aklına getirecek bir tane insan var mıydı, pek sanmıyorum. Kendi isteğiyle o bölgeye geçen Avustralyalı yıldız, inanılmaz bir 40 dakika geçirdi orada. Hiç unutmayacağız bunu Harry. Oyuna da Mehmet Güven'i aldı Kaptan. Bunu çoğumuz bekliyorduk ama kim çıkacaktı? Nonda'nın ikinci yarıda sahada olmasını beklemeyen ben, artık çıkacağını düşünmüştüm açıkçası. Ama Bülent Hoca Lincoln'ü çıkardı oyundan. İşte burada takım oyununa ne kadar önem verdiği görülüyor Kaptan'ın. Kafasına esince oynayan, pres yapan Lincoln; kendisini oyundan çıkaran hocasına seslendi kulübeye doğru gelirken. İnşallah fazla büyümez bu olay. Yoksa dediğim gibi Lincoln seneye Galatasaray'da olmayabilir. Seviyoruz kendisini ama kabak tadı verdi artık; ayrıca hiç bir futbolcu Galatasaray'dan daha değerli değildir. Neyse, o dakikalardan sonrası ise dualarıma cevap geldiğine kanıttır. Olic'in o golü kaçırmasını "tesadüf" ile açıklayanın alnını karışlarım. Nazmi Abi'nin dediği gibi, kaleyi evliyalar korudu belki de. Böyle koşullar altından gollü bir beraberlikle ayrılmak her takıma nasip olmaz. Şanssa şans, biraz da bizim yanımızda olacak artık bu şans inşallah. Allah'ım sana çok şükür ki kabul ettin dualarımı. Son sözüm Martin Jol'e, Sami Yen'de keşkül titretmesine maruz kalacaksın Damn Dutchman. Biraz sempatim vardı sana, o da kayboldu lan. Şimdilik... Yalnız açıklamalarında şöyle bir ironi var; ne demişti:"Türkler titredi" Maçın hangi stadda olduğunu bilmeyen der ki, "Türkler'i Türkiye'de titretmişler" Ama maç Almanya'da idi; stadda o kadar Türk olduktan sonra titresek ne olur? Tesellileri titrememiz olsun önemli değil, dediğimiz gibi rövanşta asıl titremeyi görürsünüz.


Bonus: Harry Kewell'ın Sabri Sarıoğlu savunması. Ekşi'den.

3 Yorum:

Walentino dedi ki...

kewell müthişş...göt kadar adam dağ gibi adamı nasıl yıkar bi omuzla etme eyleme hoca!!!

Number 7 dedi ki...

Ayhan Button süper benzetme olmuş.
Sami Yen'de çok presle oyunu rakip sahaya yıkacağımıza şüphe yok ama Hamburg kontrayı daha iyi yapan bir takım klişeleşmiş bir şey bu söylem ama bu klişe en iyi Hamburg için geçerli.

Chao Grey dedi ki...

O klişe en uyuz olduklarımdan ya. Ben biliyorum bu takımı kontra takımı bu diyolar bol bol.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails